31 Mayıs 2011 Salı

Replik(Death Note)


Dünya bir aynadır.Ve bu dünyada yaptıklarımız daha çok hangi tarafına baktığımız ile ilgilidir. Aynanın pürüzsüz,parlak tarafına baktığında;dünyadaki yaşamı,güzelliği görürsün,aynanın diğer tarafına yani karanlık,pürüzlü tarafına bakarsan yapılan haksızlıkları,cinayetleri,günahları kısacası kötülüğü görürsün

27 Mayıs 2011 Cuma

Replik(Requiem for a Dream)


Sara Goldfrab: Ben artık önemliyim. Herkes beni seviyor. Yakında milyonlarca kişi beni görecek ve benden hoşlanacak. Onlara senden ve babandan bahsedeceğim. Bize nasıl iyi davrandığını. Hatırladın mı? Bu, sabahları uyanmak için iyi bir sebep. Kırmızı elbiseye girmem için, kilo vermem için bir sebep. Gülümsemem için bir sebep. Yarını çok güzel gösteriyor. Elimde ne var? Neden yatağı yapıp bulaşıkları yıkayayım? Yapıyorum ama neden yapayım? Yalnızım. Baban gitti, sen de gittin. Bakacak kimsem kalmadı. Elimde ne var?
Yalnızım ve yaşlıyım.
Harry Goldfarb: Arkadaşların var.
Sara Goldfrab: Aynı şey değil. Bana ihtiyaçları yok. Hissettiklerimden hoşlanıyorum. Kırmızı elbiseyi, televizyonu, babanı ve seni düşünmekten hoşlanıyorum.
Artık güneşe çıktığımda gülümsüyorum.

Arwen'Song (Lord Of The Rings)

Replik (When In Rome)


Kalbin kırılabilir ya da dünyanın en güzel aşkını yaşayabilirsin.Ama denemediğin sürece asla bilemeyeceksin

19 Mayıs 2011 Perşembe

11'e 10 Kala

Fast food toplumu olmadan önce, insanlar herşeyi biriktirirdi. Koleksiyoncular vardı.Her şeyin koleksiyonunu yapanlar, pul,gazoz kapağı,gazete,plak aklınıza ne gelirse.Hala yapan var mı bilmiyorum ama benim çevremde koleksiyoncu kalmadı. Varsa bile artık çok az sayıda kaldıklarından eminim. Artık hepimiz kullanıp,atıyoruz.

Hikayemizin kahramanı Mithat Esmer,filmin yönetmeni Pelin Esmer'in de aynı zamanda amcası.Mithat Esmer gerçek bir karakter.Koleksiyoncu,fakat Mithat Bey'in belirli bir konuda değil koleksiyonculuğu,herşeyi topluyor.Gazete,dergi,içki şişeleri,ekmeklerin üzerindeki kağıt etiketler... vs.Kaçırdığı bir parça olduğunda, işin peşini bırakmıyor Mithat Esmer,kayıp parçanın peşine düşüyor.

Pelin Esmer'de 11'e 10 kala filmini çekmeden önce,eline kamerayı alır ve amcasının peşine düşüp,İstanbul'un hiç bilmediği yerlerine girip çıkar ve İstanbul'un altını üstüne getirirler. Pelin Esmer,bu belgeselin adını "Koleksiyoncu" koyar ve belgesel büyük başarılar yakalayarak bir çok ödül alır. Özellik Roma Bağımsız Filmler Festivali'nde En İyi Belgesel Ödülü'nü alır.

11'e 10 Kala filmini ise ""Çok eskiden beri Mithat Esmer karakterinden yola çıkarak bir senaryo yazmak istiyordum ama bu ‘Koleksiyoncu’yu yapmama engel teşkil etmedi, tam tersi beni yavaş yavaş hazırladı. O belgeselle sorularım ve meraklarım arttı. Artık sadece koleksiyoncuya dair değil, zamana ve süreklilik kavramına dair sorular vardı. Bu da beni ‘11’e 10 Kala’yı yazmaya götürdü. " kelimeleri ile anlatır Pelin Esmer. Mithat Esmer karakterinin yanına hayali karakterlerde ekleyerek 11'e 10 kala filmini çeker.

Emniyet apartmanı sakinleri,deprem sonrası binalarını yıktırıp,daha sağlam ve daha bir bina yaptırmak istemektedirler.Fakat Mithat Bey buna kesinlikle karşıdır.Dairesi ağzına kadar koleksiyonu ile doludur ve bu yıkım işi koleksiyonuna büyük zarar verecektir.Apartman sakinleri,Mithat Bey'in evini çöp ev diye belediyeye şikayet eder. Belediye ise toparlanması için Mithat Bey'e zaman verir.Bu sefer koleksiyonunun tehlikede olduğunu anlayan Mithat Bey,yıllardır biriktirdiği koleksiyonunu toplamaya başlar.Fakat bu toplanma işi yüzünden,çok sevdiği İstanbul sokaklarına çıkamayan Mithat Bey,çareyi tek dünyası Emniyet Apartmanı olan Ali'ye danışmakta bulur.Artık İstanbul sokaklarına Mithat Bey yerine Ali çıkar.





Mithat Esmer bu filmdeki performansı nedeniyle IndieLisboa Film Festivali’nde jüri özel ödülüne layık görülmüştür. Ayrıca film 2009 yılında Altın Koza'da En İyi Film Ödülü'nü almıştır.

7 Mart 2011 Pazartesi

Tod Browning'in Ucubeleri

image
Önce sirklerde oynayan Tod Browning’in sinemaya girişi figüranlıkla olmuştur. Kısa metrajlı filmlerin ardından yönetmenliğe adım attı. 1920 yılında “İstanbul’lu Bakire” adlı oryantalist bir film çeken Browning, sessiz sinema döneminin ünlü oyuncusu, “Binbir Suratlı Adam” lakaplı, Lon Chaney’in başrolünü üstlendiği bir çok filme imza atmıştır. Fakat Browning’e asıl ününü getiren 1931’de çektiği “Drakula” filmi olmuştur. Ancak Drakula’daki başarısını diğer filmlerinde sürdürememiştir.
Browning’in sinemadan elini eteğini çekmesini sağlayan film ise, o zamanların sirklerinde gösterilerin bir parçası haline gelen, “hilkat garibeleri” ne yer verdiği “Freaks” adlı film olmuştur.
Freaks, gösterime girdiği yılda, büyük bir sansasyona neden olmuş, olumsuz eleştirmeler almış hatta sinema seyircisinin çığlık çığlığa salonu terk etmesine neden olmuştur.
Eleştirmenler tarafından yerden yere vurulan Freaks filmi, Amerika’da kısa gösteriminin ardından yasaklanmış ardından İngiltere ve tüm dünyada yasaklanmıştır ve Metro Goldwyn Mayer’ın tozlu raflarına kaldırılmıştır.
1948 yılında istismar filmleri dağıtımcısı Dwain Esper filmin haklarını sudan ucuz bir fiyata almış ve ismini önce Yasak Aşk sonra da Doğanın Hataları olarak değiştirerek yıllarca çeşitli kentlerde arka sokak sinemalarında ve gezici araba sinemalarında göstermiştir.
image
1956 yılında zengin bir sinemasever, başkanı olduğu sinema derneği için korku filmi gösterisi için Freaks’e karar verir. Uzun ve meşakkatli araştırmalar neticesinde Esper’i bulurlar ve filmin haklarını  5000 dolara satın alırlar. Ancak Esper’in gezdiği onca sinemadan sonra pek gösterilecek hali kalmamış ve tekrar araştırmalardan sonra eski bir sinema deposunda filmin iyi bir kopyası bulunmuştur. Bunun ardından üniversitelerde,sinema müzelerinde ve Andy Warhol’un “Factory”sindeki peşpeşe gösterimleri sayesinde film “Kült” statüsüne ulaşmıştır. Bir zamanlar filmi adeta çöpe atan MGM ise filmin haklarını tekrar satın aldı ve 1986 yılında piyasaya video kaset olarak sürdü.
1932 yılında gösterime giren ve eleştirmenler tarafından bombardımana tutulan Freaks, yıllar sonra hakettiği değeri bulup, “kült” olarak nitelendirilmiştir.
image
Freaks, Madam Tetrallini’nin gezici sirkinde, önemsiz gösterilerden birisini düzenleyen Hans,adlı cücenin hikayesini keskin ve duygusal bir dille anlatır. Başka bir cüceyle evli olan Hans,sirkteki oldukça normal ve güzel Cleopatra’ya aşık olur. Ancak Cleopatra,sirkin güçlü adamı Hercules’e aşıktır. Hercules ve Cleopatra bu imkansız aşkla dalga geçmekte ve Hans’la eğlenmektedirler. Ancak Hans’ın iyi bir mirasa konmasından sonra herşey değişir ve Cleopatra ve Hercules bir plan yaparlar. Cleopatra, Hans’la evlenecektir ve zehirleyip mirasa konacaktır. Cleopatra,Hans’la evlenir ve kısmen de olsa ucubelerin grubuna dahil olur. Ta ki Hans’ın planı öğrenip,diğer ucubelere anlatana kadar. Bu andan itibaren film bir ucube gösterisi ve duygusal film olmaktan çıkar ve ciddi bir gerilim filmine dönüşür.

22 Şubat 2011 Salı

Benim Aşk Pastam


Onsuz yaşamayı düşünemediğin birisine, nasıl veda edebilirsin? Hoşçakal demedim. Hiçbir şey demedim. Sadece yürüyüp gittim. O gecenin sonunda, karşıdan karşıya geçmek için en uzun yolu seçtim.

7 Şubat 2011 Pazartesi

Dario Marianelli-The Miracle Of The Bread (Agora)


Dario Marianelli - The Miracle Of The Bread from Music on Vimeo.

Wanda Adında Bir Balık



"Cinayet, şehvet, hırs, intikam ve deniz ürünlerini anlatan bir öykü"
1988 ABD-İngiltere ortak yapımı olan kara komedi dalında bir film olan Wanda Adında Bir Balık, 1989 yılında Türkiye'de gösterime girmiştir.
Senaryosunu, John Cleese'in yazdığı filmi Charles Chricton yönetmiş ve başrollerinde John Cleese, Jamie Lee Curtis, Kevin Kline ve Michael Palin oynamıştır. Kült kara komedi filmleri arasına giren Wanda Adında Bir Balık, 1989 yılının Oscar'ında  Kevin Kline'e "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Akademi Ödülünü" kazandırmıştır.
Ayrıca filmin 7ödül daha kazanmış 15 ödüle aday gösterilmiştir.


2 Amerikalı 2 İngilizden oluşan, birbirinden eksantrik kişiliklere sahip olan 4 kişilik bir soygun çetesi, Londra'da bir mücevher dükkanı soymayı planlar.
Çetenin beyni olan George; sinirli ve ciddi bir adamdır. Wanda; elmaslara hastalık derecesinde düşkün, hırslı, açgözlü bir düzenbazdır. Amacına erişebilmek için, güzelliğini ve dişiliğini kullanmaktan çekinmez. Ayrıca çete lideri George'un da sevgilisidir. Otto, eski bir CIA tetikçisi olup, IQ seviyesi düşüktür fakat bunu kabul etmez ve kendisine aptal denmesinden hoşlanmaz. Özünü anlamadan sürekli Nietzche okur ve okuduklarını sürekli yanlış yorumlar. Wanda, Otto'yu çeteye erkek kardeşi olarak tanıtır fakat Otto'nun Wanda'yla bir ilişkisi vardır. Çetenin sonuncu üyesi İngiliz olan Ken ise, kekeme, aşırı duyarlı, nazik bir adamdır ve hayvanlara olan aşırı sevgisinin yanısıra akvaryumdaki tropik bir balığa da umutsuzca aşıktır ve balığın adı da Wanda'dır. 

Çete elemanları bu umutsuzca ve beceriksiz görünüşlerine rağmen Londra'daki kuyumcuyu tereyağından kıl çeker gibi soyarlar ve ganimeti şehir dışındaki bir depoya saklarlar. Fakat elmasları kimseyle paylaşmak istemeyen Wanda, George'u ihbar eder. Fakat herşeye hazırlıklı olan George, elmasları çoktan başka bir yere taşımıştır. George hapse atılır ve elmasların yerini öğrenmek isteyen Wanda,son çare olarak George'un avukatı Leach'e kur yapmaya başlar.