Onsuz yaşamayı düşünemediğin birisine, nasıl veda edebilirsin? Hoşçakal demedim. Hiçbir şey demedim. Sadece yürüyüp gittim. O gecenin sonunda, karşıdan karşıya geçmek için en uzun yolu seçtim.
22 Şubat 2011 Salı
Benim Aşk Pastam
Onsuz yaşamayı düşünemediğin birisine, nasıl veda edebilirsin? Hoşçakal demedim. Hiçbir şey demedim. Sadece yürüyüp gittim. O gecenin sonunda, karşıdan karşıya geçmek için en uzun yolu seçtim.
7 Şubat 2011 Pazartesi
Wanda Adında Bir Balık
"Cinayet, şehvet, hırs, intikam ve deniz ürünlerini anlatan bir öykü"
1988 ABD-İngiltere ortak yapımı olan kara komedi dalında bir film olan Wanda Adında Bir Balık, 1989 yılında Türkiye'de gösterime girmiştir.
Senaryosunu, John Cleese'in yazdığı filmi Charles Chricton yönetmiş ve başrollerinde John Cleese, Jamie Lee Curtis, Kevin Kline ve Michael Palin oynamıştır. Kült kara komedi filmleri arasına giren Wanda Adında Bir Balık, 1989 yılının Oscar'ında Kevin Kline'e "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Akademi Ödülünü" kazandırmıştır.
Ayrıca filmin 7ödül daha kazanmış 15 ödüle aday gösterilmiştir.
2 Amerikalı 2 İngilizden oluşan, birbirinden eksantrik kişiliklere sahip olan 4 kişilik bir soygun çetesi, Londra'da bir mücevher dükkanı soymayı planlar.
Çetenin beyni olan George; sinirli ve ciddi bir adamdır. Wanda; elmaslara hastalık derecesinde düşkün, hırslı, açgözlü bir düzenbazdır. Amacına erişebilmek için, güzelliğini ve dişiliğini kullanmaktan çekinmez. Ayrıca çete lideri George'un da sevgilisidir. Otto, eski bir CIA tetikçisi olup, IQ seviyesi düşüktür fakat bunu kabul etmez ve kendisine aptal denmesinden hoşlanmaz. Özünü anlamadan sürekli Nietzche okur ve okuduklarını sürekli yanlış yorumlar. Wanda, Otto'yu çeteye erkek kardeşi olarak tanıtır fakat Otto'nun Wanda'yla bir ilişkisi vardır. Çetenin sonuncu üyesi İngiliz olan Ken ise, kekeme, aşırı duyarlı, nazik bir adamdır ve hayvanlara olan aşırı sevgisinin yanısıra akvaryumdaki tropik bir balığa da umutsuzca aşıktır ve balığın adı da Wanda'dır.
Çete elemanları bu umutsuzca ve beceriksiz görünüşlerine rağmen Londra'daki kuyumcuyu tereyağından kıl çeker gibi soyarlar ve ganimeti şehir dışındaki bir depoya saklarlar. Fakat elmasları kimseyle paylaşmak istemeyen Wanda, George'u ihbar eder. Fakat herşeye hazırlıklı olan George, elmasları çoktan başka bir yere taşımıştır. George hapse atılır ve elmasların yerini öğrenmek isteyen Wanda,son çare olarak George'un avukatı Leach'e kur yapmaya başlar.
Janjan



Bazı filmler rahatsız eder beni, rahatsız ettiği halde seyrederim. Bu da konusunu, oyunculuklarını çok sevdiğim ama seyrederken rahatsız olduğum filmlerden biridir JanJan. Kültür bakanlığının desteğiyle yapılan Janjan filminin yapımcılığını ve yönetmenliğini bol ödüllü "Sır Çocukları" filminin yönetmeni Aydın Soyman üstlenmiştir. Oyuncular ise Berk Hakman, Selen Seyven, Çetin Öner, Levent Yılmaz, Aykut Oray
Küçük, sevimli ve mütevazi bir Anadolu kasabası.
Yaşlı bir akrabasının yanında yaşayan ve kasabalının “Janjan” diye çağırdığı Sadık genç , sevimli ve zararsız bir delidir.
Tek yakını olan abisi Almanya’da kendine bir iş ve aile kurmuştur. Zaman zaman yaşlı Murtaza Efendi’ye kardeşine bakması için para göndermektedir.
Bir gün Murtaza Efendi para ve tarla karşılığı bir köyde yaşayan göçmen ailenin kızı “Güzel”i imam nikahıyla alıp kasabaya getirir.
Aralarındaki büyük yaş farkının yanı sıra kızın güzelliği kasabalı gençlerin dikkatini toplar. Murtaza’nın kıskançlıktan eve hapsettiği Güzel’e ulaşamayan kasabanın gençleri seks hakkında hiçbirşey bilmeyen Janjan’ı kızla yatması için kışkırtmaya başlarlar. Güzel’e karşılaştığı andan beri tarif edemediği sıcak duygular besleyen masum Janjan’ın aklı karışmaya başlar.
5 Şubat 2011 Cumartesi
23 Ekim 2010 Cumartesi
9 DOLAR 99 CENT

Etgar Keret’in kendi kısa hikayelerinden yola çıkarak oluşturulan stop motion tekniğiyle çekilen animasyonun yönetmeni Tatia Rosenthal. Büyüklere masallar tadında olan film,farklı hikayelerden yola çıkarak, bir bütün haline getirip, hepsini bir hikayede birleştirir.
9,99$, insandan yola çıkarak hayatın anlamını sorgulayan bir kara mizah aslında. İki oğlu olan, sıradan bir hayatı olan bir memurun hayatıyla başlar film. Bir gün bir evsizin öldüğünü görür ve hayatı sorgulamaya başlar. Başkalarına karşı olan davranışları, sahip oldukları, olamadıkları…
Memurun icra görevlisi olan oğlu, apartmana yeni taşınan fotomodelle aşk yaşamaya başlar ve hiçbir şey umurunda değildir. Ailesini bir kenara atmıştır ve tek derdi yeni tanıştığı sevgilisidir. Küçük oğlu Dave Pick ise 28 yaşında, işsiz, hayatın güçlükleri ile başa çıkmaya çalışan bir adamdır. Bir gün reklamını gördüğü bir kitap ilgisini çeker ve kitabı almak için sipariş verir. Bu kitap “Hayatın Anlamı” ismindedir ve 9,99 $ dır.
Dave Pick ana karakterinin etrafında, başka karakterlerin de yaşantıları gösterilir izleyiciye. Uyuşturucu bağımlısı bir genç ile sevgilisinin yaşantıları, aynı apartmanda tek başına yaşayan bir adamın, melek kılığındaki evsiz bir adamla paylaştığı yalnızlığı anlatılır ara öykülerde.
1 Ekim 2010 Cuma
BUZLAR KRALİÇESİ GRETA GARBO

Guiness Rekorlar kitabına şimdiye kadar yaşamış en güzel kadın olarak giren ve Amerikan Film Enstitüsü tarafından hazırlanan En Önemli 50 Beyaz Perde Efsanesi listesinde en önemli beşinci yıldız olarak yer alan Greta Garbo, 1955 yılında “unutulmaz sahne performansları için” Akademi Onur ödülünü almıştır.
Hollywood’un sessiz film döneminde ikonlaşan Greta Garbo 18 Eylül 1905 te İsveç’te doğmuştur. Asıl adı Greta Lovisa Gustafsson olan Garbo 3 kardeşin en küçüğüydü. 14 yaşındayken, babasını kaybettikten sonra, okulu bırakıp çalışmaya zorlandı. Önce berber dükkanında çıraklık yaptıktan sonra PUB adlı şirkette katibelik yaptı. Katibelik yaparken aynı zamanda gazete reklamlarında da fotomodellik yaptı. Çalıştığı firmanın reklamları için reklam filmleri çekti. Bu filmleri göre komedi yönetmeni Eric Petscher, Serseri Peter isimli filmde ufak bir rol verdi.
1922’den 1924’e kadar Kraliyet Dramatik Tiyatro’da eğitim gördü ve orada yönetmen Mauritz Stiller ile tanıştı. Stiller, sinema tekniği konusunda dersler verdi ve ona Greta Garbo sahne adını taktı. Ardından Gösta Berling’in Hikayesi isimli sessiz filmde önemli bir rol verdi.
Daha sonra MGM şirketinin yönetmeni Lois Mayer’in de dikkatini çekti. Mayer’e göre Garbo’yu yıldız yapan gözlerinden yansıyan bakışlar ve duygulardı. Garbo, meşhur olmaya başladığında, Stiller ile ilişkisi bozuldu.Stiller Hollywood’dan kovuldu ve İsveç’e döndü.
Garbo’nun en önemli sessiz filmleri Greta Garbo’nun en önemli sessiz filmleri The Torrent/Sel, The Temptress/ Baştan Çıkartan Kadın, Flesh and the Devil/ Ten ve Şeytan dı. Duyguların ve mimiklerin abartılarak anlatıldığı sessiz dönem sinemasından sesli sinemaya geçildiğinde, herkes zorlanırken Garbo hiç zorlanmadı. İlk sesli filmi olan Anna Christie’ki Anna rolüyle büyük başarıya ulaştı fakat kendi performansından nefret etmişti. Hoşuna gitmeyen bir şey olduğunda “ Galiba İsveç’e döneceğim” derdi. Stüdyodakiler o kadar korkardı ki her arzusunu yerine getirmeye başladılar ve Garbo kendi kurallarını koydu.
Garbo beyazperdeye veda ettiğinde sadece 36 yaşındaydı fakat uzun zamandır kadın hakları savunucularının yapamadığını yapmış, Amerikan toplumuna bir kadının hem seksi, hem zeki olabileceğini gösterdi. 1920 li yıllarda özgürlük yanlıları toplumda hor görülürken, o, canlandırdığı cazibeli, feminen ama bağımsız karakterlere milyonlarca kadına, cinselliklerinin erkeklerin kontrolünde olmadığını gösterdi.
Greta Garbo; 20 li yıllarda bağımsız kadının ve kadının özgürlüğünün ikonu olmayı başarmış, nadir gerçek özgür ruhlardan biriydi.
Filmleri:
- Two-Faced Woman (1941) (Karin Borg Blake rolünde)
- Ninotchka (1939) (Nina Yakushova 'Ninotchka' Ivanoff)
- Conquest (1937) (Countess Marie Walewska)
- Camille (1936) (Marguerite Gautier)
- Anna Karenina (1935) (Anna Karenina)
- The Painted Veil (1934) (Katrin Koerber Fane)
- Queen Christina (1933) (Queen Christina)
- As You Desire Me (1932) (Zara aka Maria)
- Grand Hotel (1932) (Grusinskaya) Mata Hari (1931) (Mata Hari)
- Susan Lenox (1931) (Susan Lenox)
- Inspiration (1931) (Yvonne Valbret)
- Anna Christie (1931) (Anna Christie)
- Romance (1930) (Madame Rita Cavallini)
- Anna Christie (1930) (Anna Christie)
- The Kiss (1929) (Irene Guarry)
- The Single Standard (1929) (Arden Stuart Hewlett)
- Wild Orchids (1929) (Lillie Sterling)
- A Woman of Affairs (1928) (Diana Merrick Furness)
- The Mysterious Lady (1928) (Tania Fedorova)
- The Divine Woman (1928) (Marianne)
- Love (1927/I) (Anna Karenina)
- Flesh and the Devil (1926) (Felicitas)
- The Temptress (1926) (Elena)
- Torrent (1926) (Leonora Moreno)
- Freudlose Gasse, Die (1925)(Greta Rumfort)
- Gösta Berlings saga (1924) (Elizabeth Dohna)
- Luffar-Petter (1922) (Greta)
- Kärlekens ögon (1922) (Extra)
- Lyckoriddare, En (1921) (Maid)
- Konsum Stockholm Promo (1921)
- Herr och fru Stockholm (1920) (Elder sister)
28 Ağustos 2010 Cumartesi
Bir Aşk Hikayesi - BİLEKKESENLER

Ölümden sonra hayatın olup olmadığı, bir çok insan tarafından merak edilen ve insanın kafasını kurcalayan konulardan biridir. Dinlerin verdiği cevabı tatminkar bulmayanlar, hayal güçlerine göre yanıt üretirler bazen ki bir kısımı bu hayallerini beyazperdeye uyarlar. Genelde bir araf, arada kalma durumu söz konusudur ki, yarım kalan işlerini bitirmeden dünyadan ayrılamazlar.
Bilek kesenler filmi ise biraz daha değişik bir bakış açısından bakmış, öteki taraf durumlarına;
Sevgilisi Desiree'den ayrılan Zia, yaptığı temizliğin ardından intihar eder ve Zia'yı bir pizzacıda görürüz. Burası intihar edenlerin gittiği bir yerdir. Yaşadığı yere çok benzede, renkler daha solgun, hayat daha sıkıcı ve ölülerle doludur. Barlarda intihar eden şarkıcıların müzikleri çalar, gece yıldız gözükmez ve ölüler asla gülmezler.

Bir gün kız arkadaşının intihar ettiğini öğrenir ve Rus arkadaşı Eugene ile Desiree'yi aramaya çıkarlar. Yolda buraya yanlışlıkla geldiğini düşünen ve bir yetkiliyle görüşmek isteyen Mikal'de onlara katılır ve film bir yol ve aşk hikayesine dönüşmeye başlar.
Tom Waits'in de eşlik ettiği, bu ilginç, hayal gücünü harekete geçiren, hoş sahneleri olan ve mucizelerin ancak onları beklemediğimiz ya da beklemekten vazgeçtiğimiz zamanlarda gerçekleşeceklerini söyleyen bu filmin oyuncuları ise Patrick Fugit, Shannyn Sossamon ve Shea Whigham. 2006 Sundance Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü almıştır.
15 Ağustos 2010 Pazar
Dazlak Kral Yul Brynner

Beyazperdenin dev yıldızı 11 Temmuz 1920 de İsveç-Moğol bir babadan, Rus bir anneden Vladivostok, Rusya 'da dünyaya gelmiştir.
Usturalı dazlak saçları ve çekik gözleriyle kendine özgü bir tip yarattı. 20'li yaşlarında modellik ve oyunculuk yaptı. Renkli bir yaşantısı olan Brynner, Moğol soyundan geldiğini iddia ederek, yaşantısını daha da renklendirdi.
Gençliğinde bir süre sirklerde çalıştıktan sonra, Sorbon Üniversitesinde felsefe eğitimi aldı. Daha sonra tiyatro eğitimi aldı ve ilk kez 1946 yılında Broadway'de sahneye çıktı.
On Emir, Anastasia, Karamazof Kardeşler, Yedi Silahşörler gibi unutulmaz yapıtlarda oynadı fakat Yul Brynner'a asıl ünü kazandıran, adını ölümsüzlüşteren, daha sonra sinema filmi de yapılan, Siyam Kralı'nı canlandırdığı Kral ve Ben adlı tiyatro oyunu olmuştur. 1956 yılında Kral ve Ben ona Oskar ödülü kazandırmıştır.
Renkli bir yaşantısı olan Brynner sigara tiryakisiydi. Günde 5 paket sigara içerdi. 1983 yılında yakalandığı akciğer kanserinden kurtulamadı ve 1985 yılında da bu dünyadan göçtü.

Filmleri:
# Port of New York (1949)
# The King and I (1956)
# The Ten Commandments (1956)
# Anastasia (1956)
# The Brothers Karamazov (1958)
# The Buccaneer (1958)
# The Journey (1959)
# The Sound and the Fury (1959)
# Solomon and Sheba (1959)
# Once More, with Feeling! (1960)
# The Testament of Orpheus (1960)
# Surprise Package (1960)
# The Magnificent Seven (1960)
# Goodbye Again (1961)
# Escape from Zahrain (1962)
# Taras Bulba (1962)
# Kings of the Sun (1963)
# Flight from Ashiya (1964)
# Invitation to a Gunfighter (1964)
# Morituri (1965)
# Cast a Giant Shadow (1966)
# The Poppy Is Also a Flower (1966)
# Return of the Seven (1966)
# Triple Cross (1967)
# The Double Man (1967)
# The Long Duel (1967)
# Villa Rides (1968)
# The Battle of Neretva (1968)
# The File of the Golden Goose (1969)
# The Madwoman of Chaillot (1969)
# The Magic Christian (1969) (Küçük rol [Cameo])
# Adios Sabata Part of The Sabata Trilogy(1971)
# The Light at the Edge of the World (1971)
# Romance of a Horsethief (1971)
# Catlow (1971)
# Fuzz (1972)
# On Location with Westworld (1973) (Kısa metrajlı)
# Night Flight from Moscow (1973)
# Westworld (1973)
# The Ultimate Warrior (1975)
# Death Rage (1976)
# Futureworld (1976)
2 Ağustos 2010 Pazartesi
Biz Sana Film Çekemezsin Demedik

Hava, Su, Toprak, Ateş… Kaderleri birbirine bağlanmış dört ülkedir. Ateş Ülkesi’nin diğerlerine karşı vahşice bir savaş başlatmasıyla bir anda herşey değişir.
Koskoca bir yüzyıl geçtiği halde bu yıkım sürecini değiştirecek en küçük bir umut belirtisi bile yoktur.
Fakat günün birinde Aang adlı bir avatar ortaya çıkar. Aang hayatta kalmak ve avatarlık görevini yapmak zorundadır.
Avatar The Last Airbender'ın çekileceğini duyunca benim gibi animesinin takipçisi olan bir çok insan için heyecanlı ve meraklı bekleyiş başladı. Hayallerimiz gerçek oluyordu. Aang, Sokka, Katara,Zuko beyazperdeye taşınıyordu. Sürekli takipteydik, açıkçası yönetmeninin Shyamalan olduğunu duyunca ilk hevesim kırılmaya başladı. Daha önce 6.His, Köy gibi başarılı yapımlara imza atan Shyamalan, neden yapamasın ki diye düşündüm fakat yapımcılar benim gibi düşünmüyordu ve vazgeçmesini söylüyordu. Fakat Shyamalan ısrarla filmi çekmeyi istedi. Peki dedik belki çeker. Oyuncular yavaş yavaş belli olmaya başlayınca tereddüte düştük. Zuko'yu Dev Patel oynayacaktı ve Hintli'ydi. Fakat Ateş ulusu beyazdı. O kadar kusur kadı kızında da olur dedik yine heyecanla beklemeye başladık. Nihayet herşey hazırdı ve fragmanları dönmeye başladı. Fragmanlar dönmeye başladıkça, filmin gösterim tarihini 4 gözle beklemeye başladık. Hayallerimiz gerçek oluyordu. Filmini görmek istediğimiz anime en sonunda beyazperdede boy gösterecekti. Nihayet beklediğimiz an geldi ve Avatar gösterime girdi.
Animesini izlemeyenlerin beğendiği film olmuştu Son Hava Bükücü, fakat animesinin bağımlısı olan herkes için tam bir hayal kırıklığı yaşattı. Şapşal olması gereken Sokka çok zekiydi, Aang birden herşeyi öğrendi. Toprak krallığı gemide değildi. Katara hemen su bükmeye başladı. Zuko saçlıydı ve yara izi yok denecek kadar azdı. Çay bağımlısı ve kısa boylu olan Zuko'nun amcası filmde uzun boyluydu ve film boyunca tek bir sefer bile çay kelimesi geçmedi. Konu çok atlamıştı ve az önce de belirttiğim gibi animesinin hayranı olan herkes için bir hayalkırıklığı oldu.
Biz sana film çekemezsin demedik Şıyamalan, sadece bildiğin türde çek dedik.
23 Temmuz 2010 Cuma
Asi güzel ve deli

Frances Farmer'ı tanır mısınız? 1 Ağustos 1970 tarihinde ölen bu kadın yapımcıların şartlarına uymadığı için deli teşhisi konarak acımasız tedavilerden geçirilmiştir.
Kendisine ödül kazandıran, Tanrı Öldü adlı kitabını yazdığında aldığı tepkiler yüzünden Amerikan Gizli Servisi Farmer'ın hayatını zindana çevirmek için uğraştı.
Din düşmanı olarak tanınmasını sağlayan kitabını yazdığında 17 yaşındaydı.
Frances Fermer'in annesi avukattı ve toplumsal olaylarla ilgilenip pek çok eyleme katılırdı. Fermer'in aykırı tutumları ve feministliği de annesinden gelmekteydi. Fakat Fermer'ın sesi annesinden daha çok çıktığı ve düşüncelerini yüksek sesle çekinmeden söylediği için tehlikeli olduğu düşündü ve milliyetçi bir kimliğe bürünerek kızının koministler tarafından kışkırtıldığını söylemiştir.
Sinema ve tiyatroya adım atan Fermer, pek çok film aktristinin aksine, pahalı mücevherlerı, ihtişamlı evleri, lüks arabaları kabul etmedi. Çevirdiği filmlerden kazandığı paraları, ihtiyaç sahipleri kadınlarla paylaşmayı tercih etti. Oyunculuk yaparken, sadece kazandığı paraları dağıtmıyor, istenen mayolu pozları vermiyor, alınan kaşlarını geri istiyordu.
Sade ve diğer yıldızlara benzemeyen yaşantısı, 1 Mayıs gösterilerine katılması,Marksist düşünceleri, kameraların dışındaki giyim tarzı yüzünden Hollywood için tehlikeliydi ve Paramount stüdyoları tarafından uyarıldı ve bir star gibi yaşaması gerektiği bildirildi. Fakat star gibi dolaşmayan Fermer'ın yüzüne sinema kapıları tek tek kapandı.
Düşüncelerini yüksek sesle söyleyen pek çok kadın gibi, Fermer'ıda susturmanın yolu bulunmuştu. Önce alkollü araç kullanmaktan 18 ay ceza almış sonra bir kez daha hapishaneye gönderildikten sonra akıl hastanesine kapatıldı.
Önce manik depresif, sonra da paranoid şizofreni teşhisiyle ağır tedavi yöntemleri uygulandı.Şu an kullanılmayan insülin şok tedavisi gördü daha sonra kendisine elektro şok uygulandı ve en kötüsü iddiaya göre lobotomi yapıldı. Her ne kadar inkar edilse de pek çok yerde lobotomiye maruz kaldığı yazmaktadır.
Sırf yaşam tarzı sebebiyle toplumdan dışlanarak gençliğini akıl hastanelerde pek çok kötü ve ağır tedavilerle geçiren Farmer 1 Ağustos 1970 yılında gırtlak kanserinden hayatını kaybetti, son yılları sefaletle geçti.
21 Temmuz 2010 Çarşamba
Yaşayan Efsane Merly Streep

Gelmiş geçmiş en yetenekli aktrist olarak kabul edilen Merly Streep, 2 kez oskar ödülüne layık görülerek ve 13 kez Oskar'a aday olarak, en çok aday olan oyuncu ünvanını taşıyor.
22 Haziran 1949 New Jersey doğumlu olan Streep, Vassar Kolejinde drama okudu ve mezun olduktan sonra Yale Üniversitesi'nde drama bölümünde güzel sanatlar bölümünde master yaptı.
1977 yılında Julia adlı filmde küçük ama önemli bir rol üstlenerek sanat yaşamına başladı. 1978 yılında oynadığı Deep Hunter filminde ise ilk kez Oskar'a aday gösterildi. 1979 yılında ise Dustin Hoffman ile oynadığı Kramer Kramer'e Karşı filmiyle en iyi yardımcı kadın Oskar'ını aldı. 1982 yılında oynadığı Sophie' Choise adlı filmle en iyi kadın oyuncu ödülünü aldı.
Streep, beyazperdedeki yükselişinin ardından tv dizilerinde de oynamaya başladı. 1978 yılında Holocaust adlı mini dizideki rolüyle ve 2002 yılında Angels in America adlı mini dizisi ile Emmy ödülü kazandı.
Streep, gelmiş geçmiş en yetenekli ve tercih edilen oyunculardan biri olduğunu aldığı ödüllerle de kanıtladı. Sinema, tiyatro ve televizyon dallarında aday olduğu 100’ün üstünde ödülün 50’ye yakınını kazandı. Bunlardan 2 tanesi Oskar Ödülü oldu ve oyuncu halen Oskar’a en çok aday olan sanatçı ünvanını 13 adaylıkla elinde bulunduruyor. Bunlardan 3 tanesi en iyi yardımcı kadın oyuncu, 10 tanesi ise en iyi kadın oyuncu dallarında. Streep, Altın Küre Ödülü’nü en çok kazanan aktris ünvanını 5 ödülle Rosalind Russell ile paylaşıyor. Aynı zamanda Altın Küre Ödülleri’ne en çok aday olan ikinci oyuncu. (21 adaylık)
Bir çok eleştirmen tarafından yaşayan en iyi sinema oyuncusu olarak gösterilen Streep'in Ünlüler kaldırımında bir yıldızı bulunuyor. Rol yaparken her dili mükemmel bir şekilde konuşabiliyor ve Susam Sokağı nın Amerikan versiyonunda onuruna bir Merly Streep karakteri konulmuş.

Oynadığı Filmler ve Rolleri:
7 Temmuz 2010 Çarşamba
Erkeğin Gözyaşları

Senaryosunu yazdığı ve yönetmenliğini yaptığı Sally Potter imzalı film, Sovyet Rusya'daki savaş nedeniyle babasından ayrılmak zorunda kalan Suzie'nin babasının arayışını anlatır.
Suzie'nin babasının para kazanmak ve geçimlerini sağlamak için Amerika'ya gitmeden önce Suzie'nin kulağına söylediği arya ile açılır filmin sekansı.
Film boyunca bu duygusal ve etkiliyeci parça bize eşlik ederek, filmin çarpıcılığını perçinler.
Yahudi bir aileden gelen Suzie'nin köyünü bir gün Naziler katleder ve Suzie buradan kaçmayı başarır. İngiltere'de bir ailenin yanında yahudi kimliğini saklayarak evlatlık olarak büyütülür. Müziğe olan ilgisi ve güçlü sesi sayesinde şarkı söyleyen bir dans topluluğuyla Paris'e gitmeyi başarır. Lola ile de bu sayede tanışır.
Aynı dans grubunda yer alan Lola ve Suzie resmi bir partideki gösterilerinde çingene Cezar ve partinin baş konuklarından biri Dante ile tanışırlar. Lola, Dante ile beraberlik yaşarken, birbirlerine aşık olan Cezar ve Suzie'nin yolları, yahudi kimliğinin ortaya çıkmasıyla ve Nazilerin Paris'teki yahudileri toplaması ile ayrılır. bu katliamdan kaçmak ve babasının izini bulmak için Amerika'ya yolculuğa çıkar.

Film boyunca hüzünlü olan Suzie, bize yahudi katliamın etkilerini tekrar hatırlatırken, Lola karakteri de yine bu savaş yüzünden Rusya'da yaşayan aydınların içine düştükleri zor durumları hatırlatır.
Yönetmen: Sally Potter
Oyuncular: Christine Ricci(Suzie), Cate Blanchett(Lola), Cezar(Johnny Deep), John Turturro(Dante)
Suzie'nin babasının para kazanmak ve geçimlerini sağlamak için Amerika'ya gitmeden önce Suzie'nin kulağına söylediği arya ile açılır filmin sekansı.
Film boyunca bu duygusal ve etkiliyeci parça bize eşlik ederek, filmin çarpıcılığını perçinler.Yahudi bir aileden gelen Suzie'nin köyünü bir gün Naziler katleder ve Suzie buradan kaçmayı başarır. İngiltere'de bir ailenin yanında yahudi kimliğini saklayarak evlatlık olarak büyütülür. Müziğe olan ilgisi ve güçlü sesi sayesinde şarkı söyleyen bir dans topluluğuyla Paris'e gitmeyi başarır. Lola ile de bu sayede tanışır.
Aynı dans grubunda yer alan Lola ve Suzie resmi bir partideki gösterilerinde çingene Cezar ve partinin baş konuklarından biri Dante ile tanışırlar. Lola, Dante ile beraberlik yaşarken, birbirlerine aşık olan Cezar ve Suzie'nin yolları, yahudi kimliğinin ortaya çıkmasıyla ve Nazilerin Paris'teki yahudileri toplaması ile ayrılır. bu katliamdan kaçmak ve babasının izini bulmak için Amerika'ya yolculuğa çıkar.

Film boyunca hüzünlü olan Suzie, bize yahudi katliamın etkilerini tekrar hatırlatırken, Lola karakteri de yine bu savaş yüzünden Rusya'da yaşayan aydınların içine düştükleri zor durumları hatırlatır.
Yönetmen: Sally Potter
Oyuncular: Christine Ricci(Suzie), Cate Blanchett(Lola), Cezar(Johnny Deep), John Turturro(Dante)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





