31 Mayıs 2010 Pazartesi

Hollywod'da Bir Türk- Türk Sinemasının İlk Jönü


15 Haziran 1919 yılında İstanbul'da doğan Muzaffer Tema'nın gönlünde asker olmak yatarken, müzisyen olan babasının isteğiyle İstanbul Belediye Konservatuvarı'na girer ve burada flüt, keman ve piyano çalmayı öğrenir.Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nın imtihanlarını kazanarak Ankara'ya gider.

1948 yılında Tepebaşı Gazinosu'nda orkestra ile beraber konser verir. Konsere gelen sinemacılar, konserden sonra deneme filmi teklif ederler. Hiç ilgisi olmadığını, ne kadar başarılı olacağını bilemediğini söylesede, ısrarları kıramaz ve kabul eder. Aydın Arok'un yönetimindeki "Çığlık" ile ilk oyunculuğa başlar.Kısa zamanda Avrupai tipiyle dikkat çekmeye başlar ve filmler ardı ardına gelir.

1951 yılında Yıldız dergisinin okuyucuları arasında düzenlediği yarışmada "Dudaktan Kalbe" en iyi film, Muzaffer Tema'da en iyi artist seçilir.

Türk Sinemasında her şey yolunda giderken, birden bire Amerika'ya gitmek ister ve her şeyini satıp, eşinden de boşanır. Artık şansını Amerika'da deneyecektir. 1956 yılında ayağının tozuyla gittiği Amerika'da ilk işi Paramount Film Stüdyosu'nun New York ofisine başvurur. Bir gün katıldığı kokteylde Sukuras ile tanışır ve Sukuras Tema'yı ofisine davet edip fotoğraflarına bakar. "Ne zaman Hollywood'a gidebilirsin" diye sorar. Tema'nın şaşkın bakışları altında 500 dolar ve uçak biletini vererek iyi şanslar diler. Hızla girdiği Hollywood'da ülkemizde de gösterilen iki filmde oynar. "Acı Tebessüm" ve "Aya Giden 12 Adam"

Los Angeles'da Cumhuriyet Balosu'da tanıştığı Zsa Zsa Gabor'la kısa süreli bir aşkta yaşayan Tema, artık mutludur. Amerikan rüyası hayalini gerçekleştirmiş ve dünya starları arasında yer alır.

Fakat mutluluğu uzun sürmez, babasının hastalığı ile ülkesine dönmek zorunda kalan Tema, aldığı film teklifleri karşısında, kendi film şirketini kurar.1977 yılına kadar Türkiye'de kalır. Çocuğunun okulunu düşünerek tekrar Amerika'ya döner.

PrivateTürkiye'de uzun yıllar sinema oyunculuğu yapan Tema, Türkiye'ye döner.1951 yılında başladığı sinema hayatına 55 film sığdıran Türkiye'nin yanısıra Amerika'da 2, İngiltere ve Almanya'da birer yabancı filmde oynadı.

Önemli filmlerinden bazıları; Çığlık(1949); Fato, Ya İstiklal Ya Ölüm(1951); Dudaktan Kalbe(1951);Kanun Namına(1952); İngiliz Kemal Lavrans’e Karşı(1952); Hıçkırık(1953); Aşk Istıraptır(1954); Kadın Severse(1955); Vahşi Kedi(1961)

29 Mayıs 2010 Cumartesi

North Country


1975 te Kuzey Mİnasota'da madenciler, ilk kadın madencisini işe aldı. 1989 a gelindiğinde erkek madenciler 30'a 1 oranında çoğunluktaydı.
Amerika'nın tarihini değiştiren ilk toplumsal hareket davası olan iş yerinde cinsel taciz davası Charlize Theron'un güçlü oyunculuğu ve Niki Caro'nun yönetmenliği ile beyazperdede hayat buldu. Charlize Theron bu filmdeki rolüyle "En İyi Kadın Oyuncu" Akademi ödülüne aday gösterilmiştir.

Josey Aimes, evli ve iki çocuk annesi bir kadındır. Kocası tarafından şiddet gören Josey, iki çocuğunu da alıp yaşadığı yere döner. Kuaförlük yaparak para kazanamayacağını düşünen Josey, madende çalışan arkadaşı Glory'nin yardımıyla madende çalışmaya başlar. Fakat bir süre sonra Josey'e cinsel tacizde bulunulunca, hayatı kötüye doğru gider ve dava açmaya karar verir. Şehrin ilk cinsel taciz davasını açacaktır. Fakat bir sorun vardır. Tehdit edilen diğer kadın maden işçiler, Josey'in tarafında değildir. Josey umudunu yitirmeden davasını sürdürmeye kararlıdır.

Yönetmen : Niki Caro
Senaryo : Michael Seitzman , Clara Bingham (Kitap) , Laura Leedy Gansler (Kitap)
Oyuncular: Charlize Theron (Josey Aimes) , Elle Peterson (Karen Aimes) , Thomas Curtis (Sammy Aimes) , Frances McDormand (Glory) , Sean Bean (Kyle) , Woody Harrelson (Bill White) , Jeremy Renner (Bobby Sharp) , Richard Jenkins (Hank Aimes) , Sissy Spacek (Alice Aimes) , James Cada (Don Pearson)

26 Mayıs 2010 Çarşamba

Soraya'yı Taşlamak


Bütün dünya bilmeli Soraya'nın hikayesini filmin başında da Zahra'nın dediği gibi. Bütün dünya bilmeli ve öğrenmeli, İran'da ve bir çok ülkede yaşanan kahredici trajediyi.
Kitaptan uyarlanmış film olan Soraya'yı Taşlamak yaşanan olayların gerçekliği nedeniyle eleştiri yapmak hayli güç. Din alet edilerek bağnaz bir şekilde kadının toplumda yeri olmadığını, "koca karısını ihanetle suçluyorsa kadın kendisinin suçsuz olduğunu ispatlamak zorunda eğer kadın kocasını suçluyorsa bahsettiği suçu ispatlamak zorundadır" diyerek iyice kadını yok saydığını, kadının sözlerinin dinlenmediğini anlatır ki, böyle birşey kabul edilemez.

Filmi seyrederken, bir sürü şey gözlerimin önünden geçti.Siirt'teki olaylar, namus davaları, töre adı altında işlenen cinayetler, kadının diri diri toprağa gömülmesi gibi. Bir zamanlar "İran'da yaşamak istiyorum" diyenlerin ve hala İran'da yaşamak istiyorum diyenler varsa mutlaka görmesi gereken bir film.
Her ne kadar farklı ülkede geçiyorsa da film, bir insanlıık trajedisi anlatılıyorsa da, anlatılmak istenen kadının toplumdaki yeri ve kadının hala tanınmıyor oluşudur.

Freidoune arabası bozulduğu için durduğu küçük bir köyde Zahra ile tanışır.

Daha doğrusu, gazeteci olduğunu anlayan Zahra, onunla konuşabilmek için ısrarla peşine takılır. Yeğeni Soraya bir gün önce aynı köyde yaşadığı insanlar tarafından vahşice katledilmiştir. Ölmeden önce yeğenine söz veren Zahra, bunun köyün sırlarının arasına gömülmemesi için elinden geleni yapmaya kararlıdır.

Tek umudu da bu gazetecinin elindedir, dinlemeli ve bu küçücük köyün büyük günahını tüm dünyaya anlatmalıdır.


Yönetmen: Cyrus Nowrasteh
Oyuncular: Shohreh Aghdashloo,Mozhan Marnò,James Caviezel,Navid Negahban,Vida Ghahremani

22 Mayıs 2010 Cumartesi

Birds



17 Mayıs 2009 tarihinde Berlin'de kuşlar garip bir şekilde insanlara saldırmaya başladı. Alfred Hitchcock'un 1963 yapımı "Kuşlar" filmine benziyordu olay. Gariptir ki Hitchcock'un filmi Kaliforniya'da tatil yaptığı sırada kuşların insanlara saldırdığı haberini okumasıyla ortaya çıkar
Doğanın insanlardan öç alma temalı filmlerininde fikir kaynağı olmuştur aynı zamanda "Kuşlar" filmi.
Filmde Hitchcock o zamanlar için devrim sayılabilecek teknolojileri kullanmayı hikaye bütünlüğünü gölgelemeden kullanabilmiştir. Kuş seslerini bozulması ile oluşturulmuş efektler, kasabayı ve saldırıdaki kuşları çeken tepe kamerası kullanımı, fotoğrafik unsurun ön plana çıkması belirgin özellikleri arasında. Unutulmaz telefon kulübesi sahnesi ise yarım metrekarelik bir alana sıkıştırılan bir kamera ile neler yapılabileceğinin en büyük kanıtı.
Altın Küre En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Senaryo dalında da Edgar Ödülü almış, tüm zamanların en iyi gerilim filmi seçilmiş benimde etkilendiğim ve etkisinden uzun süre çıkamadığım bir filmdi.


Zengin, güzel ve şımarık bir genç kadın olan Melanie Daniels,San Francisco’daki bir evcil hayvan dükkânında yakışıklı ve ilginç biri olan avukat Mitch Brenner ile tanışır. Melanie, Mitch'in bu dükkânda ona oynadığı küçük oyuna kızsa da ondan hoşlanır. O gün Mitch'in, kızkardeşinin doğum günü için aradığı fakat bulamadığı kuşları satın alır ve bunları hediye olarak Mitch'in Pasifik kıyısındaki küçük bir kasaba olan Bodego Bay'deki evine götürmeye karar verir. Kasabadaki hayat ilk başlarda Melanie'ye normal gözükse birkaç gün sonra kasaba ve çevresindeki kuşlar tuhaf davranmaya ve sebepsiz bir şekilde insanlara saldırmaya başlar. Kuşların saldırıları kısa bir süre içinde ölümcül olacak, insanlara yaptıkları saldırılar sertleşecektir. Zira bir çiftçinin evinin camını kırarak içeri girer ve çiftçiyi gözlerini oyup öldürürler; keza Melanie'nin tanıştığı genç kadın da onların kurbanı olacaktır. Her türden kuşun yarattığı bu olaylar karşısında korkan ve ne yapacağını bilemeyen kasaba halkı kafesteki kuşlar gibi evlerine, dükkânlarına sığınır ve bir anlamda içeride hapis kalırlar.



Oyuncular:

* Rod Taylor - Mitch Brenner
* Jessica Tandy - Lydia Brenner
* Tippi Hedren - Melanie Daniels
* Suzanne Pleshette - Annie Hayworth
* Veronica Cartwright - Cathy Brenner
* Ethel Griffies - Mrs. Bundy, yaşlı kuşbilimci
* Charles McGraw - Sebastian Sholes, yemekteki balıkçı
* Ruth McDevitt - Mrs. MacGruder, evcil hayvan dükkânı çalışanı
* Lonny Chapman - Deke Carter, aşçı
* Joe Mantell - Gezici satıcı
* Doodles Weaver - Balıkçı
* Malcolm Atterbury - Al Malone , polis
* John McGovern - Postane memuru
* Karl Swenson - Yemekteki karamsar fikirli adam
* Richard Deacon - Mitch'in komşusu

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Bugün Aslında Dündü-Groundhog Day


Hayatınızın monoton ve hep aynı olduğunu düşünür müsünüz? Ya her gününüz tıpatıp aynı olsaydı. Aslında her gün yeni bir güne uyandığınızın farkında mısınız?

Gösterime çıktığı yıl 70 milyon dolar hasılat toplayan ülkemizde Bugün Aslında Dündü adıyla gösterilen Groundhog Day, yılın en beğenilen filmlerinden biri olmuş, Amerikan Film Enstitüsü, "Tüm Zamanların En İyi Komedi Filmi" değerlendirmesinde 34 üncü sıraya koymuştur. Filmin etkisi o kadar derin olmuştur ki çekimlerin yapıldığı ve Bill Murray'ın her defasında çamura bastığı noktaya bir levha yerleştirilip üzerine "Bill Murray buraya bastı" yazılmıştır.

Phil, kendini beğenmiş, burnu havada,benmerkezci bir hava durumu sunucusudur. Etrafındaki kimse öyle düşünmese de kendisini TV yıldızı mertebesinde görmektedir.

Pennysylvania'nın Punxsutawney kasabasında her yıl yapılan Groundhog Günü etkinliklerine katılmak için yapımcısı Rita ve kameraman Larry ile yola çıkarlar. Buradaki insanların naifliği ve küçük dünyaları Phil'in midesini bulandırır. Tek istediği bir an önce bu kasabadan gitmektir. Ancak aniden çıkan kar fırtınası yolları tıkar ve orada kalmak zorunda kalırlar. Ertesi gün Phil uyandığında nefret ettiği günü tekrar yaşar. Artık Phil için her gün aynıdır. Phil başlangıçta bunu bir lanet olarak görse de, sonunda asıl gerçeği görür.


Yönetmen: Harold Ramis
Oyuncular: Bill Murray, Andie Macdowell
Yapım Yılı:1993

16 Mayıs 2010 Pazar

Francois Truffaut


Yönetmen, senarist oyuncu ve Fransız Yeni Dalga Akımının öncüsü olan Truffaut, 1932yılında evlilik dışı ilişkinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babasıyla tanışmadı. Annesi, anneannesi ve üvey babası üçgeninde yetişti. Kitaplara gömülü zor bir çocukluk ve ergenlik geçirdi.
Sinema hayatına "Cahiers du Cinema" dergisinde sinema eleştirmeni ve sinema tarihçisi olarak başladı. 1954 yılında bu dergide yayınlanan ve filmin asıl yaratıcısının yönetmen olduğunu savunan "auteur teorisi" geniş çapta yankı uyandırdı ve bir nesile ilham kaynağı oldu. O dönemlerde kısa filmler yapan Truffaut, ünlü yönetmen Roberto Rosseli'nin asistanlığını yaptıktan sonra kendi 1959 yılında kendi zor geçen ergenliğini anlattığı 400 Darba isimli filmi yaptı. bu film yönetmene en iyi senaryo oscarı ve Cannes'da en iyi yönetmen ödülü kazandırdı. Jean Pierre Leaud'un oynadığı Antonie Doniel karakterine zaman zaman dönerek Doniel'in ergenlik ve yetişkinlik dönemlerini de çekti.
400 Darbenin ticari ve eleştirel başarısı Truffaut'un uluslararası sahada tanınmasını sağladı. 1960 yılında 400 Darbe'den sonra çektiği film "Tirez sur le pianiste" B sınıfı Amerikan filmlerinden esinlenilmiş, zeka ve teknik erdemlerle zenginleştirilmiş karmaşık bir duyarlılık yansıtıyordu.
1. Dünya Savaşı yıllarında iki erkek bir kadın üç arkadaşın öyküsünü anlattığı "Jules ve Jim" ise daha sonradan bazo eleştirmenlerce Truffaut'un en iyi filmi olarak değerlendirilecekti.
Bazı eleştirmenler son dönem filmlerinin, ilk dönemdeki filmlerinin kalitesinin çok altında kaldığını söyleseler de Joseph McBride "Eğer Truffaut ilk eserlerindeki olağanüstü kamera hareketleri, nefes kesen kurgu ve keyif duygusu, daha sonraki filmlerinde daha az belirginse, bunun sebebi anlatım ve tarzda daha bilinçli bir yaklaşım ve duygusal zenginliğin artmasıdır" demiştir.
Truffaut,1973 yılında "La nuite americaine" ile en iyi yabancı film oskarını kazandı.
1984 yılında beyin tümörü yüzünden ölmeden önce "Küçük Hırsız"ı çekiyordu fakat tamamlayamadı. Vasiyeti üzerine filmi Claude Miller beyazperdeye aktardı.

Filmleri

400 Darbe - Les 400 coups (1959): Jean-Pierre Léaud
Piyanisti Vurun - (Tirez sur le pianiste) (1960): Charles Aznavour
Antoine et Colette (1962): Jean-Pierre Léaud
Unutulmayan Sevgili - (Jules et Jim) (1962): Jeanne Moreau, Oskar Werner
Yumuşak Ten - (La Peau douce) (1964): Jean Desailly, Françoise Dorléac
Değişen Dünyanın İnsanları - (Fahrenheit 451) (1966): Oskar Werner, Julie Christie
Siyah Gelinlik - (La mariée était en noir) (1968): Jeanne Moreau, Charles Denner
Çalınmış Buseler - (Baisers volés) (1968): Jean-Pierre Leáud, Claude Jade
Evlenmekten Korkmuyorum - (La Sirène du Mississippi) (1969): Jean-Paul Belmondo, Catherine Deneuve
L'Enfant sauvage (1969): Jean-Pierre Cargol, François Truffaut
Domicile conjugal (1970): Jean-Pierre Léaud, Claude Jade
Les deux anglaises et le continent (1971): Jean-Pierre Léaud
Une belle fille comme moi (1972): Bernadette Lafont, Charles Denner
Güneşte Gece - (La nuit Américaine) (1973): Jean-Pierre Léaud, Jacqueline Bisset
Adele H'nın Öyküsü - (L'Histoire d'Adèle H.) (1975): Isabelle Adjani, Bruce Robinson
L'Argent de poche (1976): enfants
L'Homme qui aimait les femmes (1977): Charles Denner, Brigitte Fossey
Yeşil Oda - (La Chambre verte) (1978): François Truffaut, Nathalie Baye
L'amour en fuite (1979): Jean-Pierre Léaud, Claude Jade
Son Metro - (Le dernier métro) (1980): Catherine Deneuve, Gérard Depardieu
Komşu Kadın - (La Femme d'à côté) (1981): Gérard Depardieu, Fanny Ardant
Neşeli Pazar - (Vivement dimanche!) (1983): Fanny Ardant, Jean-Louis Trintignant

12 Mayıs 2010 Çarşamba

Jean Seberg


Çok fazla filmde rol almadan, kısacık saçları ve gülüşüyle, erkeklerin gönlüne taht kurmuş nadir insanlardan biridir, Jean Seberg.

Kendisini keşfeden Otto Primenger, oynadığı ilk iki filmin yönetmenliğini yaptığı. İlk filmi Bernard Shaw'ın uyarlaması olan Saint Joan uyarlanan filmdir. Bu filmden sonra Fransızlar kendisine Saint Jean denmeye başlandı.

1962 yılında kendisinden 24 yaş büyük olan Romain Gerry ile evlendi ve Garry'nin yönettiği Peru'da Kuşlar ve Öldür adlı filmlerde oynadı.

Akıllara kazınmasını sağlayan rolü ise Fransız Yeni Dalga Akımını yürüten Traffaut'un senaryosunu yazdığı, Godard'ın ise yönetmenliğini yaptığı Serseri Aşıklar filmi oldu ve Fransız yeni dalga akımını yürütenler arasında yer aldı.

Fakat Seberg'i sadece hayranları ve modacılar değil, açıktan Kara Panterlere verdiği destek yüzünden FBI tarafından da takip ediliyordu. FBI, doğacak bebeğinin babasının zenci olduğu söylentisini yayarak Kara Panterlere verdiği desteği önlemek istedi. Girdiği bunalım yüzünden erken doğum yapan Seberg, bir basın toplantısında bebeğin beyaz ve cansız vücudunu göstererek dedikodulara son verdi.

Yaşadığı bunalımlı günlerden sonra sık sık depresyona giren Seberg, film çekmeye devam etti. Fakat intihar teşebbüslerinde bulunuyordu. 1978 yılında Paris metrosunun altına atlamaya çalıştıktan 1 hafta sonra ortadan kayboldu. 8 Eylül 1979 da Paris'in dışında bir yerde arabasında ölü bulundu. Yanında boşaltılmış bir kutu ve bir intihar notu ile birlikte. Ölümüyle FBI ın bağlantısı olup olmadığı hep bir tartışma konusu olmuştur.

Filmleri

* Saint Joan - (1957)
* Bonjour tristesse - (1958)
* The Mouse That Roared - (1959)
* Serseri Aşıklar (film) (Breathless)- (1959)
* Five Day Lover - (1961)
* In the French Style - (1962)
* Lilith - (1964)
* The Beautiful Swindlers - (1964)
* Échappement libre (Backfire) - (1964)
* A Fine Madness - (1966)
* Line of Demarcation - (1966)
* The Road to Corinth - (1968)
* Birds in Peru - (1968)
* Pendulum - (1968)
* Paint Your Wagon - (1969)
* Airport - (1970)
* L'attentat - (1972)
* Kill! - (1972)
* Camorra - (1972)
* The Corruption of Chris Miller - (1973)
* Les Hautes solitudes - (1974)
* Große Ekstase - (1975)
* White Horses of Summer - (1975)
* The Wild Duck - (1976)

7 Mayıs 2010 Cuma

Serseri Aşıklar


Jean-Luc Godard'ın ilk uzun metrajlı filmi olan Serseri Aşıklar aynı zamanda Fransız yeni dalga akımını başlatan da filmdir. Sinemada belli başlı kurallar olmadan da güzel şeyler yapılabileceğini ortaya koymuştur.
Filmde bir bütünlük yoktur. Bir bütünlük vardır fakat alışageldiğimiz türde sahnelerin birbirini takip ettiği türde bir bütünlük değildir. Ayrı ayrı sahnelerde anlatmak istediğini anlatır.
Başındaki şapkası ve ağzından düşürmediği sigarasıyla Belmondo, Bogartvari görünür ki, bu da Godard'ın çökmüş Amerikan sinemasına saygı duruşudur.
Aynı zamanda filmin başrol oyuncuları olan Jean Paul Belmondo ve Jean Seberg, bu filmle dönemin gazetelerinin de etkisiyle 20 li yaşlardaki performanlarıyla zirveye taşınmışlardır.

Gelelim filmin konusuna;
Michel Poiccard küçük çaplı hırsızlıklar yapan, gangster adayı genç adamdır. En son Marsilya'da yaptığı bir araba hırsızlığı yüzünden başı derde girmiştir. İstemediği halde bir kişinin ölümüne neden olan Michel Paris'e gelir ve daha önce birkaç kez beraber olduğu Patricia'yı bulur. Patricia Harold Tribune'de stajyerlik yapan Amerikalı genç bir gazeteci adayıdır. Ama işine en baştan, gazete satıcılığı ile başlamıştır.


Polisten kaçan Michel, Patricia'nın evinde saklanmaya başlar. Genç ganster Roma'yı kaçmayı planlar. Yanında Patricia'yı da götürmek ister. Patricia mantığı ve duyguları arasında kalmıştır.

Senaryo: François Truffaut
Yönetmen: Jean-Luc Godard
Oyuncular:Jean-Paul Belmondo,Jean Seberg,Daniel Boulanger, Jean-Pierre Melville, Henri-Jacques Huet,Van Doude

5 Mayıs 2010 Çarşamba

12 Kızgın Adam


Tüm gerçekliğiyle doğru verilen karar acaba gerçekten doğru bir karar mıdır? Ve bu karar insanın hayatını etkileyecekse? Karar ya yanlışsa.Kesin kararlar vermeden önce iyice bir irdelemek lazım diye düşünenlerdenim


1957 yapımı siyah beyaz bir film olan 12 Kızgın Adam, yanlış karar verilmiş olabileceği üzerine duruyor. Tek bir mekanda geçen ve 12 kişinin aynı masa etrafında konuşmalarını, tartışmalarını gösteren film düşük bütçeyle de olsa kaliteli bir film çıkarabileceğini gözler önüne seriyor. Filmin imdb puanı 8.9 ve en iyi filmler arasında 7inci sırada yer alıyor.
Filmin konusu ise şöyle;


Latin kökenli bir Amerikalı genç babasını bıçaklayarak öldürdüğü gerekçesiyle birinci dereceden cinayetle suçlanır ve mahkeme önüne çıkarılır. Sanığın kaybettiğini söylediği bir bıçak cinayetin işlendiği odada bulunmuştur, mahkemeye sunduğu savunma oldukça zayıftır ve kurbanın çığlıklarını ve katilin kaçışını duyduklarını söyleyen pek çok tanık vardır, dolayısıyla dava kısa sürecek gibi görünmektedir. Sanık suçlu bulunduğu taktirde idama mahkum edilecektir.Jüri üyeleri kararı açıklamak için odalarından döndüklerinde şaşırtıcı olmayan sonuçlar ortaya çıkar: oniki jüri üyesinden onbiri genç adam hakkında 'suçlu' hükmünde bulunmuşlardır. Sekiz numaralı jüri üyesi Davis 'suçsuz' hükmü yönünde oy veren tek üyedir. Davis'in jüri üyelerini kararlarını tekrar düşünmeye ve eldeki kanıtları tekrar değerlendirmeye ikna etmeye çalışması esnasında her jüri üyesinin 'suçlu' kararı vermesinin arkasında aralarında yabancı düşmanlığı, kanuna aşırı güven, çoğunluğa uyma, geçmişle hesaplaşma gibi farklı kişisel sebepler olduğu ortaya çıkar.


Tür : Dram / Gerilim
Yönetmen : Sidney Lumet
Senaryo : Reginald Rose
Görüntü Yönetmeni : Boris Kaufman
Müzik : Kenyon Hopkins
Yapım : 1957, ABD , 96 dk.
Oyuncular: Henry Fonda (Jüri üyesi Bay Davis) , Lee J. Cobb (Jüri üyesi) , Ed Begley Jr. (Jüri üyesi) , E.G. Marshall (Jüri üyesi) , Jack Warden (Jüri üyesi) , Martin Balsam (Jüri üyesi) , John Fiedler (Jüri üyesi) , Jack Klugman (Jüri üyesi) , Edward Binns (Jüri üyesi) , Joseph Sweeney (Jüri üyesi Bay McCardle) , George Voskovec (Jüri üyesi) , Robert Webber (Jüri üyesi) , Rudy Bond (Yargıç)

21 Nisan 2010 Çarşamba

Erkan Can


1 Kasım 1958 Bursa doğumlu Erkan Can, 1975 yılında Bursa Devlet Tiyatrosu'Ahmet Vefik Paşa sahnesine giderek tiyatro hayatına başladı.1985 yılında İstanbul Belediye Konservatuvarı Tiyatro bölümüne girdi ve 1990 yılında oradan mezun oldu. Televizyonla tanışması Mahallenin Muhtarları adlı diziyle oldu. Büyük bir hayran kitlesi oluşmasına neden olacak filmi ise 1998 yılında basşrolünü oynadığı "Gemide" adlı film oldu. Bu filmle 35.Antalya Film Şenliğinde "en iyi erkek oyuncu" ödülünü aldı. Aynı filmle yine en iyi erkek oyuncu dalında 1999 yılında Ankara Film Festivali'nde ve Orhan Arıburnu Ödülleri'nde aldı.
Son zamanlarda Kapalıçarşı adlı Tv dizisinde izlediğimiz Erkan Can'ı bu hafta gösterime girecek olan Siyah Beyaz adlı filmde izleyeceğiz.


Filmleri:

* 2009 Siyah Beyaz
* 2008 Kara Köpekler Havlarken
* 2007 Takva - Muharrem
* 2006 Kader - İrfan
* 2005 Pamuk Prenses 2 (kısa film) - Serdar
* 2005 O Şimdi Mahkum - Kazım
* 2005 Anlat İstanbul - Darbukacı
* 2004 Yazı Tura - Firuz
* 2001 Vizontele - Mela Hüseyin
* 2000 Dar Alanda Kısa Paslaşmalar - Suat
* 1998 Gemide - Kaptan
* 1998 Bana Old and Wise'ı Çal (kısa film) - Oguz
* 1995 Sokaktaki Adam
* 1986 Davacı - Seyyar Satıcı

Dizileri:

* 2009 Kapalıçarşı
* 2008 Düğün Şarkıcısı -Kudret
* 2007 Bıçak Sırtı -Numan
* 2006 Fırtına - Oflu Hoca
* 2005 Kapıları Açmak - Suphi Yilmaz
* 2002 Azad
* 1993 Yalancı - Hulusi
* 1992 Mahallenin Muhtarları - Temel
* 1989 Gençler

Ödülleri:

* 1998

-(35.Antalya Film Festivali) En İyi Erkek Oyuncu Altın Portakal Ödülü Gemide

* 1999

-(10.Orhan Arıburnu Ödülleri) En İyi Erkek Oyuncu Gemide
-(11.Ankara Film Festivali) En İyi Erkek Oyuncu Gemide

* 2004

-(SİYAD Ödülleri) En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Yazı-Tura

* 2006

-(43.Antalya Altın Portakal Film Festivali) En İyi Erkek Oyuncu Takva
-(28.SİYAD Türk Sinema Ödülleri) En İyi Erkek Oyuncu Takva

* 2007

-(26.İstanbul Film Festivali) En İyi Erkek Oyuncu Takva
-(12.Nürnberg Türkiye/Almanya Film Festivali) En İyi Erkek Oyuncu Takva
-(1.Asya Pasifik Sinema Ödülleri) En İyi Erkek Oyuncu Takva
-(13.Cinema Tut Ecan Geneva) En İyi Erkek Oyuncu

20 Nisan 2010 Salı

Yeşim Ustaoğlu


18 Kasım 1960 Sarıkamış-Kars doğumlu Yeşim Ustaoğlu, öğrenimi Mimarlık bölümünde yaptı. Mastırını restarasyon alanında yaparken, bir taraftan da muhabir olarak çalıştı.

İFSAK'ın dergisine yazılar yazan Yeşim USTAOĞLU, sürekli film izledi ve en sonunda film çekmeye karar verdi. İlk kısa metraj filmi olan "Bir Anı Yakalamak" ile 1984 yılında İFSAK Kısa Film Yarışmasında ödül aldı. ikinci kısa filmi "Magnafantagna" ile Oberhausen ve Chicago film festivallerine katıldı. "Düet" 1991 yılında Yunus Nadi Kısa Film Yarışması'nda birincilik ödülü aldı. 1992 yılında Hotel isimli kısa filmi yönetti. Hotel, 14. Akdeniz Montpellier Festivali Büyük Ödülü alarak aynı yıl büyük ilgi topladı.
1994 yılında yaptığı ilk uzun metraj filmi "İz" ile 14. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nde En İyi Türk Filmi Ödülü aldı. "İz", Moskova ve Gotenburg gibi festivallerde de gösterildi.
Ama Yeşim Ustaoğlu'nun büyük ölçekte başarı elde eden ve uluslararası alanda asıl tanınmasını sağlayan ise ikinci uzun metraj filmi "Güneşe Yolculuk" oldu. Bu filmle Berlin Film Festivali'nde yarıştı ve Mavi Melek ödülünü ve Barış Ödülü'nü aldı. En İyi Film, En İyi Yönetmen, FIPRESCI Ödülü ve Seyirci Ödülü'nü alarak, İstanbul Festival'inde hemen hemen bütün ödülleri aldı.
2004 yılında Bulutları Beklerken'i çekti ve Bulutları Beklerken'i çekerken çekim sürecini Sırtlarındaki Hayat adlı belgeselle anlattı.
Filmlerinde hep bir yolculuk ve arayış hikayesini anlatan Yeşim Ustaoğlu, son filmi yine bir yolculuk hikayesi olan Pandora'nın Kutusu dur.

Ödüller

-11. Orhan Arıburnu Ödülleri, 2000, Güneşe Yolculuk, Mahmut Tali Öngören Jüri Özel Ödülü
-18. İstanbul Film Festivali, 1999, Güneşe Yolculuk, En İyi Türk Yönetmen
-11. Ankara Film Festivali, 1999, Güneşe Yolculuk, En İyi Yönetmen
-11. Ankara Film Festivali, 1999, Güneşe Yolculuk, Onat Kutlar En İyi Senaryo Yazarı
-23. İstanbul Film Festivali, 2004, Bulutları Beklerken, Jüri Özel Ödülü
-14. İstanbul Film Festivali, 1995, İz, En İyi Film
-56. San Sebastian Film Festivali 2008 Pandora'nın Kutusu, En İyi Film
-Uluslararası Fajr Film Festivalinde ‘Kristal Simurg Jüri Özel Ödülü Pandora'nın Kutusu
-9. Boston Turk Film ve Muzik Festivali, 2010, Pandora'nin Kutusu, En İyi Film

Filmleri:

Yönetmen olarak

* Bir Anı Yakalamak 1988
* Magnafantagna 1989
* Düet 1990
* Otel 1992
* İz 1994
* Güneşe Yolculuk 1998
* Bulutları Beklerken 2003
* Sırtlarındaki Hayat 2004 (Belgesel)
* Pandoranın Kutusu 2008

Senarist olarak

* Otel 1992
* Güneşe Yolculuk 1998
* Bulutları Beklerken 2003


***Picture by Saydan Aksit

13 Nisan 2010 Salı

Kara Köpekler Havlarken


Genelde kısa metrajlı filmler çeken Mehmet Bahadır ER'in, daha önce kimse tarafından ne olduğu,ne anlattığı, neden çekildiği anlaşılamamış "No Ofsayt" filminden sonra ki uzun metrajlı filmi "Kara Köpekler Havlarken"
Filmin açılış sahnesi, "Başka Semtin Çocukları" nı andırsa da, hatta aşırıldığı düşünülse de, Kara Köpekler Havlarken, aslında çok daha önce çekilmiş ve bitirilmiş bir film.
Film, gökdelenlerin olduğu bir kentin hemen yanıbaşındaki gecekondu insanlarının yaşam mücadelesini anlatırken, aynı zamanda bir belgesel tadı veriyor. Minimal ama etkileyici müzikleri, çekim teknikleri, Volga Sorgu'nun etkili oyunculuğu göz dolduruyor.

Aynı zamanda 21. Ankara Uluslararası Film Festivali'nden “SİYAD En İyi Film”, Seçici Kurul Özel Ödülü, Umut Veren Yeni Erkek Oyuncu Cemal Toktaş, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Volga Sorgu ödüllerini almıştır.
Gelelim filmin konusuna;

Mahallenin iki afilli delikanlısı; Güvercinci Selim (Cemal Toktaş) ve Çaça Celal(Volga Sorgu), gökdelenlerin hemen yanında dar gelirli insanların yaşadığı bir mahallede oturup, yolun öteki tarafındaki lüks semtlerde Usta (Erkan Can) dedikleri birisinin hesabına otoparkçılık yaparlar. Selim sevdiği kız Ayşe (Ayfer Dönmez) ile evlilik planları yapıyordur. Çaça'yla en büyük hayalleri ise kendilerine ait bir otoparka sahip olmaktır. Selim’in sürekli gittiği güvercinciler lokalinden abileri Mehmet (Murat Daltaban)’in bir alışveriş merkezinin güvenlik ihalesini beraber alma teklifini kabul ederler. İşini elinden almak istedikleri güvenlik müdürü Sait ( Ergun Kuyucu ) durumu öğrenince Selim ve Çaça'nın hayatları birkaç gün içinde baş edemeyecekleri kadar hızlı değişir.

Yönetmen : Mehmet Bahadır Er Maryna Gorbach
Senaryo : Mehmet Bahadır Er
Görüntü Yönetmeni : Sviatoslav Bulakovskyi
Yapım : 2009, Türkiye , 88 dk.
Oyuncular: Cemal Toktaş ,Volga Sorgu Tekinoğlu, Ayfer Dönmez , Erkan Can , Murat Daltaban , Mehmet Usta , Ergun Kuyucu


kara köpekler havlarken
Yükleyen karakirmizi. - Film ve TV kanalındaki diÄ�er videolara göz atın

5 Nisan 2010 Pazartesi

Deliler Evi


Andrei Konchalovsky'nin bir akşam haberleri izlerken, izlediği bir haberden etkilenerek senaryosunu yazmaya başladığı filmin baş karakteri Janna'yı da kendisine sürekli telefon edip hayat hikayesini anlatan bir kadından esinlenerek yaratmıştır.
Hassas bir konu alan Çeçen-Rus savaşını anlatan filmi tarafsız bir gözle anlatmaya çalışmış ve bunu da başardığını Venedik Film Festivali'nde aldığı Büyük Juri ödülüyle kanıtlamıştır.

Filmin müziklerini Eduard Artemyev yapmış olsa da Bryan Adams'ta şarkıları ve görüntüsüyle boy gösteriyor.

Inguş sınırında bir psikiyatri kliğinde tedavi gören hastaların tek eğlencesi, hastanenin karşısındaki tren istasyonundan geçen trenleri seyretmektir. Dış dünyadaki savaştan yalıtılmış halde küçük dünyalarında ve yuvaları olarak gördükleri hastanede yaşamaktadırlar.

Bir akşam her zaman izledikleri tren geçmez. Ertesi sabah uyandıklarında hastane personelinin de olmadığını görürler, bir kısmı paniğe kapılsa da, bir kısmı özgür olduklarını düşünüp kaçmaya çalışırlar. Dışardan gelen bomba sesleri, kaçmalarına engel olur. Dışarda süren bu savaşa karşı artık yapayalnızdırlar
Yaklaşan Rus birliklerinden kaçan Çeçen savaşçılar, hastaneyi işgal ederler ve ortalık iyice karışır.

Vaktini akordiyon çalarak geçirmekte olan Janna ise Bryan Adams'ın nişanlısı olduğunu, onu hep bekleyeceğini söylese de, askerlerden birinden hoşlanır ve onunla gitmek ister. Çeçenler gitmek zorunda kalır ve Janna'yı ardında bırakırlar. Janna akordiyonunu tekrar Bryan için çalmaya başlar.

Oyuncular :Yuliya Vysotskaya (Zhanna) , Yevgeni Mironov (Memur) , Sultan Islamov (Ahmed) , Stanislav Varkki (Ali) , Yelena Fomina (Lucy) , Marina Politsejmako (Vika) , Rasmi Dzhabrailov (Makhmud) , Vladimir Fyodorov (Karlusha) , Bryan Adams (Kendisi)

Mantı



Hemen hemen herkes gençlik iksirinin peşinde koşar. Gençleşmek için türlü maddeler, şifalı bitkiler arar. Kimisi de ameliyat masasına yatar. Gençleşmek ve güzelleşmek için her şeyi göze alır mısınız?

Mai Teyze, ünlü bir mantıcıdır. Mantılarının özelliği insanın genç kalmasını sağlamaktır. Eski bir televizyon yıldızı olan Qing, Mai Teyze'nin mantılarının şöhretini duymuş olup, kocasını genç sevgilisine kaptırmamak için, mantıların tadına bakmaya karar verir. Ama bu mantı bilinen mantılardan değildir. Qing, önce mantıların sırrının peşine düşse de, mantının içindekinin Qing'in kaybetme korkusu zirveye ulaşması yüzünden, Qing için önemli hale gelmez

Yönetmen: Fruit Chan
Görüntü Yönetmeni: Christopher Doyle
Senaryo: Lilian Lee
Oyuncular: Ling Bai, Tony Leung Ka Fai, Pauline Lau, Meme Tian, Miriam Yeung Chin Wah, Miki Yeung
Yapım: 2004, HongKong

2 Nisan 2010 Cuma

Montgomery Clift



Broadway'de sahne alırken uzun süre film tekliflerini geri çeviren Montgomery Clift 1947 yılında Fred Zinneman'ın çevirdiği Arayış filmiyle sinemaya başladı ve Arayış filmindeki rolüyle Oskar'a aday gösterildi. Rollerine kattığı, sorunlu, duygusal genç tipiyle sinemanın aranan oyuncusu oldu.
Howard Hawks'ın 1948; Kanlı Nehir, George Stevens'ın A Place in the Sun 'ı (1951;İnsanlık Suçu), Alfred Hitchcock'un 1952; İtiraf Ediyorum, gene Zinnemann'ın From Here to Eternity'si )1953; İnsanlar Yaşadıkça) oyunculuk yeteneğini gösterdiği filmlerdi.
Fırtınalı bir özel hayatı olan Clift hakkında çıkan alkol ve uyuşturucu düşkünlüüğüne ilgili söylentiler Hayat Ağacı adlı filminin çekimlerine giderken geçirdiği trafik kazası nedeniyle arttı. Parçalanan yüzü estetikle düzeltilmeye çalışılmasına rağmen eski bakışlarını yitirdi ve orta yaşlı erkek rollerinde oynamaya başladı. Setlerde dikkatini toplamakta zorluk çekmesine rağmen gayet başarılı oyunculuklar çıkardı.

The misfitsde kendisi gibi yaralı bir ruh olan marilyn monroe ile, a place in the sunda elizabeth taylor ile, from here to eternityde frank sinatra ile oynadı. hatta frank sinatra'nın onun hakkında "bu adamı izlersem birşeyler öğreneceğimi biliyordum." diye de bir lafı vardır.
En son büyük rolü, judgement at nuremberg olmuştu; alkol ve uyuşturucu nedeniyle yitip gitmişti monty ve repliklerini hatırlayamıyordu; yönetmen stanley kramer en sonunda, “sadece senaryoda içinde bulunduğun durumu düşün ve aklına ne geliyorsa onu söyle” diyebilmişti. son büyük rolüydü bu film ve de ona en son oscar adaylığını getirmişti.
1946 yılında ise bu duyarlı oyuncu, titrek ama parlayan yıldız kalp krizi geçirerek hayata gözlerini yumdu.