29 Aralık 2009 Salı

Karanlıkta Dans



Trier'in en çok eleştirilen ve dalga geçilen filmi Karanlıkta Dansı 1997 yılında Danimarka'da çekeceğini söylediği zaman herkes şüphe dolu gözlerle bakmaya başlar. Çünkü Danimarka'da yıllardır, müzikal çekilmemiştir ve Trier'in müzikal çekeceğine de herkes şüpheyle yaklaşır.
Trier her ne kadar "Tür filmleri kabul edilemez" manifestosuna uysa da bu filmle kendi kuralını yıkmış ancak yine de bir tür filminde kendi tarzını konuşturmaktan vazgeçmemiştir. El kameralarıyla çekilen görüntüler, Selma'nın hayalindeki müzikler... Alışageldiğimiz müzikallerdeki iyimserlik yoktur aksine karamsar bir hava vardır Karanlıkta Dans filminde. Herşeye rağmen Björk'ün muhteşem performansı damga vurur filme.
Film eleştirmenler tarafından dalga geçilip, alay konusu olsa da Cannes'da 2000 film festivalinde Altın Palmiye kazanır. Björk'te en iyi kadın oyuncu ödülünü alır.

Amerika'ya 10 yaşındaki oğlu Gene ile göç eden ve bir karavanda yaşayan Çek asıllı Selma Jezkova (Björk) kalıtsal bir hastalık yüzünden kör olmak üzeredir. Bu hastalığın oğlunu da etkileyeceğini bilen Selma, çelik fabrikasında canla başla çalışarak biriktirdiği parayla oğlunu ameliyat ettirmek istemektedir.

Selma en çok Hollywood müzikallerinden etkilenir. Ve müzikalleri dinlerken gözlerini kapatarak kendini bir kaç dakikalığını da olsa müzikten ve müzikallerden oluşan bir dünyanın içinde hayal eder ve mutlu olur..


Komşusu ve ev sahibi olan Polis Memuru Bill, bir gün Selma'nın parasını çalınca Selma onu öldürmek zorunda kalır ve hapisin yolunu tutar. Böylece trajedi başlar.


Yönetmen : Lars von Trier
Senaryo : Lars von Trier
Oyuncular : Björk, Catherine Deneuve, David Morse, Peter Stormare, Udo Kier

25 Aralık 2009 Cuma

Karanlıktakiler


Egemen (Erdem Akakçe) 30’lu yaşlarını aşmış, bir reklam ajansında ofis boy olarak çalışan ve ilerleyen yaşına rağmen annesi Gülseren (Meral Çetinkaya) ile aynı evde yaşamak zorunda olan genç bir adamdır. Annesinin zihinsel kararmalarıyla geçen bir hayat Egemen için, evlerinin içine gizlenmiş, belki de sadece onlar için hazırlanmış ufak bir cehennem gibidir.
Gülseren içinse hayattaki tek varoluş nedenidir Egemen. Gerisi, kendisini hapsettiği evinde yaşadığı bitmeyen bir huzursuzluk ve tedirgin bir ruhtur. Yanında olmasını istediği tek kişi Egemen’dir. Oğlunun kendisinden ayrılmasına dair en ufak bir düşünce bile bir çılgınlık nöbetine girmesi için yeterlidir.
Egemen’in tüm hayatını geçirdiği bu cehennemden uzaklaşarak, rahat nefes alabildiği, normal bir hayata yaklaştığı tek yerse çalıştığı reklam şirketidir. İşi sayesinde dış hayatla bir bağ kurmak az da olsa annesinin karanlık dünyasından uzaklaştırır Egemen’i. Öte yandan patronu Umay’a (Derya Alabora) duyduğu ilgi genç adam için büyük bir açmazdır. Annesinin varlığı bu ilgi önünde koca bir engeldir. Çaresizliği artan Egemen iki kadın arasında sıkışıp kalır.



Çağan Irmak imzalı Karanlıktakiler, karanlıkta kalan anne ve oğulun hikayesinin anlatıldığı bir film. Film durağanlığına rağmen akıcı, neden ve ne olacak gibi soruları sormanıza neden oluyor. Meral Çetinkaya nın oyunculuğu göz dolduruyor. Uçlarda gezinen akıl hastası bir anne ve 30 yaşın üzerinde ona bakmak zorunda kalan, sevdiği insan ile annesi arasında kalan, zaman zaman delirme noktasına gelen bir evlat.
Bazı filmleri ya seversiniz ya da nefret edersiniz. Arası yoktur. Çağan Irmak'ın kendisi için yaptığı Karanlıktakiler filmi de bu tür filmlerden.

23 Aralık 2009 Çarşamba

Christina Ricci


1980, Santa Monica, Kaliforniya doğumlu İtalyan asıllı Amerikalı oyuncu Christina Ricci, 7 yaşındandan beri sinemanın içinde. İlk başrolünü " The Twelve Days of Christmas " adlı filmiyle kazandı ve kısa zamanda ajansların dikkatini çekmeyi başardı. Onu üne kavuşturan film ise Cher ile birlikte oynadığı "Mermaids" filmi oldu. 1991 yılında "The Hard Way" adlı filmde küçük bir rolde yer alan Ricci, asıl şöhreti Addams Family ile yakaladı.
Eğitimi için sinemaya bir süre ara veren Ricci, bu duruma daha fazla dayanamadı ve sinemaya " Now and Then " adlı filmler geri dönüş yaptı.Aynı yıl Bill Pullman ile birlikte " Casper " filminde oynayan Ricci, ertesi yıl sırasıyla " The Secret of Bear Mountain " ve " The Last of the High Kings " filmlerinde yer aldı. 1997 yapımı " That Darn Cat " filminde başrol oynadıktan sonra giderek deneyimle birlikte harmanlaşan yeteneği su yüzüne çıkmaya başladı.
Ang Lee'nin beğeni toplayan aile draması " The Ice Strom "da duygusal açıdan ayrı olan bir anne babanın büyümüş de küçülmüş 14 yaşındaki çocukları Wendy'i canlandıran başarılı oyuncu, karakterin fazla seks düşkünü olmasından rahatsız olan ailesinin isteği üzerine, rolü geri çeviren Natalie Portman'ın yerine oynamaya hak kazandı.
Bu film kariyerinde önemli yer tutan filmlerden biri oldu. Ricci daha sonra Vincent Gallo'nun "Buffalo 66", Don Roos'un "The Opposite of Sex" ve Terry Gilliam'ın "Fear and Loathing in Las Vegas" filmlerinde benzer roller aldı. Senarist-yönetmen Sally Potter'ın II. Dünya Savaşı'nı konu alan dramı "The Man Who Cried" adlı filmde oynayan oyuncunun rol arkadaşları Johnny Depp, Cate Blanchett ve John Tutturro gibi deneyimli aktörlerden oluşuyordu. Aynı yıl "Bless The Child" adlı yapımda da yer aldı. Ricci'nin yakın arkadaşı olan Johnny Depp ile birlikte rol aldığı bir diğer film ise yönetmenliğini Tim Burton'nın yaptığı "Sleepy Hollow" oldu.
Ünlü aktris daha sonra 2003 yılında Charlize Theron ile birlikte "Monster" adlı filmde yer aldı. Ardından 2005 yılında "Cursed", 2007 yılında Samuel Jackson ile birlikte "Black Snake Moan" ve 2008 yılında "Speed Racer" adlı filmlerle karşımıza çıktı.

22 Aralık 2009 Salı

Sophia Coppola


Ailesinde bir çok ünlü insanı barındıran (Babası yönetmen Francis Coppola, kuzeni oyuncu Nicholas Cage, Büyükbabası müzisyen Carmine Coppola, büyükannesi oyuncu Italia Cappola) Coppola hanedenalığının son üyesi Sophia Coppola 5 Aralık 1971 de dünyaya geldi.
Moda desinatörlüğü, kostüm tasarımcılığı, TV sunuculuğu, senaryo yazarlığı, gibi çeşitli uğraşlarla uğraştıktan sonra babasının yönetmenliği altında "The Godfather" (1972), "Rumble Fish", "The Outsiders" (1983) ve "The Cotton Club" (1984) filmlerinde “Domino” adıyla rol aldı.
Oyuncu olarak asıl ününü "The Godfather, Part III" filminde Mary Corleone rolüyle yaptı.
Sophia uzun boyu ve fazla estetik olmayan burnu ve Kaliforniya aksanı yüzünden eleştirmenler tarafından epeyce alay konusu olduğu bu rolü babası için yapılmış bir özveri olarak nitelendiriyor. Zira Mary Corleone olarak asıl düşünülen aktrist Winona Ryder son dakikada Coppola’larla olan anlaşmasını nedensiz olarak bozmuştu.
Bu eleştiriler Sophia Coppola’yı yıldıracağına aksine kamçıladı ve "Inside Monkey Zetterland" (1992) "Star Wars: Episode I -- The Phantom Menace" (1999) filmlerinde yardımcı rollere çıkarak oyunculuk kariyerine devam etti.
Tüm bu uğraşlarından sonra babasının izinde yürümeye karar vererek 1998 yılında siya-bayaz çekilen ve bağımsız kanallarda büyük ilgi gören "Lick The Star" ı yazdı ve yönetti.
2000 yılında yönettiği Jeffrey Eugenides'in romanından uyarlama bir proje olan "The Virgin Suicides" filmi gösterildiği Cannes ve Sundance film festivallerinde büyük ilgi topladı ve Sophia Coppola’yı geleceğin ümit vaat eden genç yönetmenleri arasına soktu.
Ardından senaryosunu kendi hayat hikayesinden esinlenerek yazdığı 2003 yapımı "Lost In Translation" filmi ile en iyi senaryo dalında Golden Globe ödülünü aldı.
Hem Oscar hem de en kötülere verilen Razzie Ödülüne alan ender sanatçılardan biridir.

Yönetmenlik Yaptığı Filmler

1996 Bed, Bath and Beyond
1998 Lick the Star
1999 The Virgin Suicides
2003 Lost in Translation
2006 Marie Antoinette

17 Aralık 2009 Perşembe

Masum Sesler

Silahları sevmem, birçok insan gibi savaşları da sevmem. Hatta pasifistim. Ama şu bir gerçek ki bir çok insan, kendi ülkeleri adına, toprakları adına, aileleri adına, daha iyi bir gelecek adına savaşmak zorunda kalıyor ve ne yazık ki bu savaşlardan en çok yara alan, masum çocuklar oluyor. Resmi olmayan rakamlara göre; yaklaşık 40 tan fazla ülkede 300 binin üzerinde çocuk silah altında. Onlar çocuk askerler...


Latin Amerika'nın cinayetleriyle ün yapmış ülkesi El Salvador'da yaşananları anlatan filmin yönetmeni Lois Mandoki. Carlos Padilla ve Leonor Varela'nın başrolünü üstlendiği film, yaşananları 11 yaşındaki Chava'nın gözünden anlatır. 12 yaşına girmek istemeyen, savaşmak değil oyun oynamak isteyen, küçücük yüreklerinde derin acılar biriktiren çocuklar.


12 yaşına gelen çocuklar, askerler tarafından okullarından, sokaklarından patates çuvalı gibi kamyonlara yüklenirler. Chava, 1980’lerin El Salvador’unda, annesi ve kardeşleriyle yoksulluk ve sefalet içinde yüzerken, bir yandan da acı gülümsemenize neden olan bir masumiyetle, insani değerleri olan bir çocukluk geçirmeye çalışır.

Andre Abujamra’nın müziklerini yaptığı film, içinize işlerken, filmden kolay sıyrılmanız mümkün olmuyor. Başka yerlerdeki başka hayatlarını anlamak, anlamlandırmak için Masum Sesler filmi bulunmaz bir fırsat.

14 Aralık 2009 Pazartesi

Şiddeti Aklama Öyküsü-Katil Doğanlar


Günümüzde medya şiddete çok yer vermekte ve şiddet her gün medyaya biraz daha egemen olmaktadır. Sadece haberlerde ve haber programlarında değil, dizilerde, filmlerde, hatta eğlence programlarında bile şiddete çokça yer verilmektedir. Asıl tehlike ise şiddeti kabul edişimizdir ve şiddet içeren programlar daha çok ilgi çeker.
Son zamanlarda şiddet ülkemizde de artmıştır ve yapılan araştırmalar göstermiştir ki, şiddet uygulayan bir çok insan, genel olarak aileleri tarafında fiziksel ya da sözsel şiddette maruz kalmıştır.

Senaryosunu Tarantino'nun yazdığı, yönetmenliğini Oliver Stone'un yaptığı Katil Doğanlar da bir şiddet ve şiddeti aklama öyküsünü anlatır. Şiddet aklanır mı? Aklanmaması gereken bir olgudur aslında fakat ne yazık ki çağımızın medyası sayesinde şiddet aklanır. O kadar farklı şekilde gider ki olayların, tanımadığımız katillere bile hayranlık besleriz. Hepimiz o karakterin rollerine bürünürüz. Şiddet meşru olarak gösterildikçe, dizilerde, sinemalarda ve hatta eğlence programlarında bile daha nice Polat Alemdarlar, Çakırlar çıkacaktır.

Mallory, babasının sürekli cinsel tacizine uğrar. Bir gün evlerine et getiren Mickey ile tanışır ve birbirlerine aşık olurlar. Mallory'nin babasını öldürerek ilk cinayetlerini işlerler. Ve bundan sonra, arkalarında, yaptıklarını anlatmaları için, daima bir adam bırakırlar. Öldürdükçe de özgürleştiklerini düşünürler. Şiddeti bir kahrmanlık olarak gösteren medya da,arkalarında bıraktıkları onlarca ölüye rağmen, Mickey ve Mallory'yi ilahlaştırır.

8 Aralık 2009 Salı

Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak


Her şey elektriğin bir olmadığı bir köy ilkokuluna seyyar sinema gelmesiyle başlar. Bir motopompa monte edilmiş jenaratörün ürettiği elektrikle çalışan bir göstericiyle ilkokulda film gösterimi yapar. Elektrik bile bu karanlık köyde, sinemanın herkes üzerinde etkisi farklıdır.
Böyle başlar yakın zamanda kaybettiğimiz değerli yönetmen Ahmet Uluçay'ın sinema serüveni. Ne kadar vazgeçirmeye çalışsalarda vazgeçmez sinema sevdasından. Önce kısa filmler yapar. Ödüller alır kısa filmleriyle. İlk uzun metraj filmi "Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak" ta ise kendi hikayesini anlatır Ahmet Uluçay ve toplar ödülleri.Aldığı ödüller 34. Uluslararası Rotterdam Film Festivali. 2005
37. Sinema Yazarları Derneği, Türk Sineması Ödülleri, En İyi Film. 2004
37. Sinema Yazarları Derneği, Türk Sineması Ödülleri, En İyi Yönetmen. 2004
37. Sinema Yazarları Derneği, Türk Sineması Ödülleri, En İyi Senaryo. 2004
45. Uluslararası Selanik Film Festivali, Özel Mansiyon Ödülü. 2004
23. Uluslararası İstanbul Film Festival, En İyi Film Ödülü.
26. Montpellier Akdeniz Filmleri Festivali, En İyi Film, Altın Antigone Ödülü.
52. Uluslararası San Sebastian Film Festivali, Jüri Özel Ödülü.
16. Ankara Uluslararası Film Festivali, Umut Veren Sanatçı (Boncuk Yılmaz)
16. Ankara Uluslararası Film Festivali, Umut Veren Yeni Erkek Oyuncu (İsmail Hakkı Taslak)
16. Ankara Uluslararası Film Festivali, Umut Veren Yeni Erkek Oyuncu (Kadir Kaymaz)
16. Ankara Uluslararası Film Festivali, En İyi Kurgu (Mustafa Presheva)
1. Karadeniz Film Festivali, En İyi Yönetmen Ödülü. 2005
1. Karadeniz Film Festivali, En İyi Debut Film. 2005
Son çekeceği film "Bozkırda Deniz Kurdu" ydu. Ne yazık ki filmini bitiremeden aramızdan ayrıldı. Huzur içinde yatsın.

Recep ve Mehmet yazları Kütahya'nın Tavşanlı ilçesi yakınlarında ki bir köyde çıraklık yapan iki arkadaştır. Recep, karpuz satıcısının, Mehmet ise bir berberin çırağıdır. İkisi de sinemaya delice tutkundur. Bu tutkunun sonucunda köydeki evlerinin, terk edilmiş ahırında bir projeksiyon makinesi yapmaya çalışırlar. Fakat, onların bu çalışmalarını, kimse ciddiye almaz. Ne aileleri, ne kasabadaki sinema salonunun sahibi, ne çevrelerindeki insanlar. Onlar fakir bir köylü çocuğudur ve daha yararlı işler yapmalıdırlar. Bu çocukların sinema sevdasının tek tanığı ve destekçisi köyün delisi Deli Ömer'dir.

O yaz sandıklarından çok daha fazla genişletecektir ufuklarını. Recep, kelek çıkan karpuzları toplamaya gelen Nezihe ile ahbap olur ve kadının evine arada bir yemek yemek için gidip gelmeye başlar. Tüm hayallerinin ötesinde bir duyguyla tanışır ve aşık olur. Aşk, iş, hayaller…

Yönetmen: Ahmet Uluçay
Senaryo : Ahmet Uluçay
Genel Yapım Sorumlusu : Ezel Akay
Oyuncular : İsmail Hakkı Taslak (Recep), Kadir Kaymaz (Mehmet), Gülayşe Erkoç(Nezihe), Boncuk Yılmaz(Nihal),Hasbiye Günay(Güler),Mustafa Çoban(Karpuzcu Kemal), Fizuli Caferov(Deli Ömer),Ahmet Uluçay(Berber), Aysel Yılmaz ( Recep'in Annesi)

2 Aralık 2009 Çarşamba

Javier Bardem



1969 doğumlu İspanyol aktör Javier Bardem, tiyatro ve sinema dalında pek çok oyuncu yetiştirmiş bir aileden geliyor. 6 yaşında sahneye çıkan ve gençliğinde pek çok televizyon dizisinde oynayana aktör, beyazperdeyle "The Age Of The Lulu" ile tanışır. Uluslararası alanda adını duyurmaya başlayacağı film ise, 1992 yılında rol aldığı "Jamon,Jamon" dur. Bu filmde oynadığı rolle İspanyol Oyuncular Derneği tarafından "En İyi Erkek Oyuncu" ödülüne layık görülür. Bu rolüyle aynı zamanda "Fotogramas" ve "The Saint Jordi" ödüllerinin de sahibi olur.
Rol aldığı filmlerin hemen hemen hepsinde İspanyol yönetmenlerle çalışma olanağı bulan aktör, asıl çıkışını ise, Küba'lı şair ve yazar Reinaldo Arenas'ın hayat hikayesinin anlatıldığı Before Night Falls ile yapar. Reinaldo'yu oynayan aktör, bu rolüyle Venedik Film Festivalinde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü alır.

Kendini sanatçı değil işçi olarak tanımlayan aktör, 2005 yılında eşcinsel evliliğin yasallaştırılmasından sonra "Gay olsam sırf kiliseye inat yarın gidip evlenirdim" diyerek büyük bir skandal yaratmıştır.

Filmografi:

1990 Las edades de Lulú

1991 Tacones Lejanos

1992 Jamón, jamón

1993 Huevos de oro

1993 El Amante Bilingüe

1994 Running Out of Time (Días contados)

1994 The Detective and Death (El detective y la muerte)

1995 Mouth to Mouth (Boca a boca)

1996 Éxtasis

1997 Live Flesh

1997 Perdita Durango

1999 Second Skin

1999 Washington Wolves (Los Lobos de Washington)

2000 Before Night Falls

2002 The Dancer Upstairs

2002 Mondays in the Sun

2004 Collateral

2004 The Sea Inside (Mar adentro)

2006 Goya's Ghosts

2007 Love in the Time of Cholera

2007 No Country for Old Men

2008 Vicky Cristina Barcelona

30 Kasım 2009 Pazartesi

Michael Haneke


23 Mart 1942 yılında Almanya'nın Münih kentinde dünyaya gelen Michale Haneke üniversite eğitimini Viyana'da felsefe ve psikoloji dallarında yaptıktan sonra film eleştirmeni olarak sinema hayatına başladı. Kamera arkasına geçişi ise önce televizyon filmlerinde oldu. Uzun bir süre televizyon yönetmenliği yaptıktan sonra tarzı ve gerçekçi bakış açısı nedeniyle ses getiren ilk sinema eserleri üçleme olarak yaptığı Yedinci Kıta, Benny'nin Videosu, Tesadüfi Bir Kronolojinin 71 Parçası adlı filmleri oldu. 2001 yılında Piyanist filmiyle Grand Prize, 2005 yılında Saklı filmiyle En İyi Yönetmen, 2009 yılında da Beyaz Kurdela filmiyle Altın Palmiye ödüllerini kazanmıştır.
Haneke, rahat sinema koltuklarında rahat etmenizi istemez. Eğlendirmeyi değil sarsmayı, yumruk yemenizi, huzursuz olmanızı amaçlar. Londra'da Orta Avrupa Kültürü Festivalinde gösterilen beş filmlik retrospektifini izleyen seyircilere "Size huzursuz filmler dilerim" diyerek sunar. Belirli sinema standartlarını reddeden Haneke, izleyicilerini sıkmak, rahatsız etmek, kızdırmak ve hayal kırıklığına uğratmaktan çekinmez.

Filmografisi;
2009 Beyaz Kurdela
2007 Ölümcül Oyunlar
2005 Saklı
2003 Kurtların Zamanı
2001 Piyanist
2000 Bilinmeyen Kod
1997 Ölümcül Oyunlar
1997 Kale
1994 Tesadüfi Bir Kronolojinin 71 Parçası
1992 Benny'nin Videosu
1989 Yedinci Kıta

Mary and Max


2003 yılında Harvie Krumpet adlı kısa metraj filmiyle oskarı evine götüren Adam Elliot ilk uzun metraj stopmotion denemesiyle de göz dolduruyor. Mary and Max, Sundance 2009 Film Festivalinin de açılış filmidir. Mary and Max'i yazarken Adam Elliot, kendi başından geçen bir mektup arkadaşlığından esinlenmiştir.

Mary; 8 yaşında, doğum lekesi olan, arkadaşsız, Avustralya'lı bir kızdır ve kahverengi bir hayatı vardır. Max ise 44 yaşında, New York lu, obez, dünyayı anlamayan, psikolojik sorunları olan gri bir hayatı olan bir insandır.
Mary'nin telefon rehberindeki rastgele bir adama mektup yazmasıyla başlar herşey, bu adam Max'tir. Dünyanın uzak mesafelerinde yaşasalarda, aynı çizgi filmi seyrederler, ikiside çikolataya bayılır, ikisi de yalnızdır. Bir çok ortak yönleri olduğunu keşfederler. Hayatın inişli çıkışlı yollarında mektuplaşarak birbirlerine yardım ederler.

Mary'nin seslendirmesini Toni Collete, Max'in seslendirmesini ise Philip Seymour Hoffman yapmıştır.

Yönetmen:Adam Elliot
Senaryo:Adam Elliot
Yapımcı:Melanie Coombs
Görüntü Yönetmeni:Gerald Thompson
Müzik:Dale Cornelius

25 Kasım 2009 Çarşamba

Dans Etmenin Sırrı


İngiliz sanat yönetmeni Stephen Daldry ve senaryo yazarı Lee Hall'ın ilk sinema deneyimleri olan Billy Elliot gösterildiği yıllarda Altın Küre'ye aday olmuş, İngiliz Bağımsız Sinema Ödüllerinde ise yönetmen, senaryo yazarı ve oyuncu dalında ödülleri almıştır.
Filmin kaliteli senaryosunun yanında daha çok dikkat çeken ise oyuncuların performanslarıdır. Hele ki filme ismini veren, Billy Eliot rolündeki Jamie Bell'in oyunculuğu takdire şayandır.

1984 yılı, maden işçilerinin sömürüye karşı ayaklandığı, büyük grev zamanında geçer film. Billy, babası ve abisi maden işçisi olan, annesi ölmüş, zamanını zaman zaman bilincini kaybeden büyükannesine bakarak ve babasının isteği doğrultusunda boks derslerine giderek geçirir. Fakat boksta pekte başarılı değildir.
Birgün bale sınıfı da, boks salonunda çalışmaya başlar ve Billy, dansa tutkusu olduğunu farkeder. Billy'nin içindeki cevheri farkeden Mrs Wilkonson, Billy'ye yardım eder. Fakat, ailesinden gizli dans eden Billy'nin, dans ettiğini öğrenmeleri, babası ve abisi için bir utanç kaynağı olur. Çünkü baleyi hiç te erkeksi bulmamaktadırlar ve Billy'ye baleyi yasaklarlar. Kraliyet Bale Okulu'nun seçmeleri vardır. Mrs. Wilkonson, seçmelere girmesi için Billy'yi cesaretlendirir. Ama Billy ikilemde kalmıştır. Ailesine karşı sorumlulukları mı, yoksa içindeki karşı konulamaz dans tutkusu mu?

Yönetmen :Stephen Daldry
Senaryo:Lee Hall
Görüntü Yönetmeni:Brian Tufano
Müzik:Stephen Warbeck
Yapım:2000
Oyuncular-Karakterler:Jamie Bell(Billy Elliot),Julie Walters (Bayan Wilkinson),Gary Lewis(Jakie Elliot),Jamie Draven(Tony Elliot), Jean Heywood(Büyükanne),Stuart Wells(Michael)

23 Kasım 2009 Pazartesi

La Haine

"Bu elli katlı bir binadan düşen adamın öyküsüdür. Adam düşerken kendini rahatlamak için sürekli şöyle demektir. Buraya kadar her şey yolunda, buraya kadar her şey yolunda, buraya kadar her şey yolunda... Önemli olan düşüş değil, yere çarpıştır."

Fransa'yı nasıl bilirsiniz? Romantik, şık, ışıl ışıl, pahalı restaurantlar, güzel kozmetikler, kaliteli şaraplar... Bu Fransa'nın boyalı yüzü. Aynen bizim İstanbul'umuz gibi. Nasıl ki İstanbul'un bir arka sokakları varsa, Fransa'nın da arka sokakları, varoşları var ve nefret dolular.


Ülkemizde Protesto adıyla gösterilen film 3 göçmenin hikayesini anlatır. Bir ötekileştirme ve ayrımcılık hikayesidir. Filmin kahramanları Vince, Said ve Hubert, polisin Abdel adındaki arkadaşlarını yaralamasının ardından, ayaklanmanın sınırında gezinen 3 arkadaştır. Hiç birinin ne işi, ne gelecek planı, ne umutları yoktur. Suçlu ya da şiddete eğimli olmasalarda, kökenleri ve etnik grupları yüzünden potansiyel suçludur.

Öfkesi taşmak üzere olan banliyö halkı ile göçmenlere karşı önyargılı bir tutum sergileyen polis arasında her an başlayacak bir savaşın gerilimi yaşanmaktadır. Vinz, Hubert ve Said bu öfkenin somut halleri olarak Paris sokaklarında dolaşırken, içlerinde biri sonunda patlayacak bir silahı yanında taşımaktadır.

20 Kasım 2009 Cuma

Son Kurgu


"Sayın Müşteri;
Zoe Tech ailesine hoş geldiniz. Önemli bir karar verdiniz: Doğmamış çocuğunuz için Zoe İmplantı satın aldınız. Bu ne anlama geliyor? Ölümsüzlük. Patentli Zoe chipimiz doğar doğmaz beynine yerleştirilerek, çocuğunuzun yaşamında olup biten her şeyi kaydedecek. Mutlu anlarımızın artık zamanla solup, yok olmasına gerek yok."
Omar Naim'in yönettiği Son Kurgu filmi geleneksel bilimkurgu filmlerinden farklı olarak mahremiyetin mukaddesliğini sorguluyor ve hatıralarımızın gücünü sorguluyor.

Zoe çipi tüm hayatı kayda alan bir çiptir. Alan Hackman'da kurgu düzenleyiciler arasında en iyisidir. Pislikleri temizler, insanların görmek istediklerini alır ve cenaze merasiminde hayat hikayesini gösterilmesini isteyenlerin, istedikleri şekilde gösterilmesini sağlar.
Fakat Alan, işinden dolayı kendini her şeyden mahrum etmiş, mesafeli biri olmuştur. Kendini bir günah emici olarak tanımlar ve bir gün tüm günahlarından arınacağını düşünür.
Çok güçlü bir Zoe Tech çalışanı ölünce, derleme-hafıza hazırlaması için, Alan çağırılır. Derleme-Hafıza yı hazırlarken, çocukluğundan beri peşini bırakmamış bir görüntüyle karşılaşır. Bu görüntüyü görmek Alan'ı gerçeği aramaya iter.
Yönetmen : Omar Naim
Senaryo : Omar Naim
Oyuncular : Robin Williams, Mira Sorvino, James Caviezel, Mimi Kuzyk, Stephanie Romanov
Orijinal Adı : The Final Cut
Yapım Yılı : 2004
Yapım Ülkesi : Kanada / Almanya
Filmin Süresi : 105 dakika

19 Kasım 2009 Perşembe

Dünyanın Orta Yerinde Aşk İçin Ağlıyorum


Uzakdoğu sinemasını, animeleriyle farketmiştim ilk önce, ardından sinemaları geldi. Pek fazla kimsenin dikkate almadığı yapımları, özellikle korku filmlerinin, hollywood versiyonu çekilince yavaş yavaş farkedilmeye başlandı.
Uzakdoğu sinemasının en iyi duygusal,dram türündeki örneklerinden biri, Dünyanın Orta Yerinde Aşk İçin Ağlıyorum.
Klasik aşk filmi olarak düşünmeyin bu filmi. Size huzur verecek kadar masum ve sakin, ağlatacak kadar acıklı ve dokunaklı. Aşka artık burun kıvırsam da, insanın aşkı için neler yapabileceğini, ben olsaydım yapar mıydım diye düşündürten bir film Dünyanın Orta Yerinde Aşk İçin Ağlıyorum.


Aki ve Ritsuko (Masami Nagasawa ve Kou Shibasaki) nişanlıdırlar. Ritsuko ansızın ortadan kaybolur. Aki Ritsuko'nun peşinden çocukluğunun geçtiği kasabaya gider. Genç adam kasabaya vardığında on yedi sene önce yaşadığı ilk aşkı düşünür. Aki yıllar önce okullarındaki en güzel kızlardan birisi olan Sakutaro (Mirai Moriyama) ile ilk aşkı yaşamıştır. Aki ve Sakutaro'nun ilişkilerinde birbirleri için kaydettikleri kasetler çok önemli yer tutmaktadır. Henüz 16 yaşında olan iki gencin arasındaki romantik ilişki Sakutaro'nun hastalanıp ölmesi ile son bulur. Aki yıllar önce kaybettiği sevgilisini anarken, o zaman farkında olmadığı bir şekilde Ritsuko'nun da hikayeye dahil olduğunu öğrenir. Ritsuko şehirden ayrılmaya karar vermiştir ve en az genç adamın duyguları kadar güçlü bir tayfun şehri vurmak üzeredir. Geçmişteki aşkını gözden geçiren Aki şimdiki aşkını kaybetmemek için elinden geleni yapmaya kararlıdır.


Tür : Romantik
Yönetmen : Isao Yukisada
Senaryo : Yuji Sakamoto , Isao Yukisada , Kyouichi Katayama (Kitap)
Görüntü Yönetmeni : Noboru Shinoda
Yapım : 2004, Japonya , 138 dk.
Oyuncular: Takao Osawa , Kou Shibasaki , Masami Nagasawa , Mirai Moriyama , Yuhki Amamai , Minami Ichikawa , Kei Haruna

13 Kasım 2009 Cuma

Çalıntı Gözler

Sanırım bir çok ülkede, her milleti asimile etme çalışmaları olmuş ve hala da oluyor. Bir milletin dilini, dinini değiştirip o ülkenin insanı gibi yapmaya çalışmak, yaşadıklarını yok saymak ne acıdır.

Dedemler Bulgaristan'dan kaçmış 1939 senesinde, mübadele zamanında. 1989 da ise bazı akrabalarımız gelmek zorunda kalmışlardı. O zamanlar neden gelmek zorunda olduklarını hiç anlamamıştım. Bu filmi de seyredince daha iyi anladım.

1989 yılında Todor Jivkov başkanlığındaki Bulgaristan hükümeti, ülkede yaşayan Türklerin isimlerini değiştirip, asimilasyona uğratmayı amaçlayan "Diriliş Operasyonu" adı altında gizli bir operasyon başlatır. sminin değiştirilmesine karşı çıkan Türk öğretmen Ayten, askerlerin müdahale ettiği bir eylem sırasında kaza sonucu kızını kaybeder. Kazaya neden olan Bulgar asker Ivan ile Ayten, olayın etkisiyle büyük bir şok geçirip hafızalarını kaybederler. Aynı hastaneye yatırılan Ivan ile Ayten kısa bir süre sonra birbirlerine aşık olurlar.


Yönetmen : Radoslav Spassov

Senaryo : Neri Terzieva, Radoslav Spassov
Oyuncular : Nejat İşler, Valeri Yordanov, Vesala Kazokova